Aidiyetimiz, Hassasiyetlerimizdir

0
621

Çoğumuz, zaman zaman “Ben kimim, neyim, niçin varım?” diye düşünmüştür.

 

İnsan, komplike varlık. O bir kimlik sahibi. Kimliği, kişiliğini ortaya çıkarıyor. Kişiliğini de anne ve babadan aldıkları, çevre, iklim, yetiştiği toprak hatta aldığı gıdalar belirliyor.

 

Kişilikler, duyarlılıkların resmidir, formatıdır. Duyarlılıklar aynı zamanda bizim aidiyetimizdir. Öyle  ya, biz neye aitiz? Bu sorunun cevabı, hangi şeye karşı hangi frekansta tepki gösteriyoruz, sorusunda mevcut.

 

Bir tarihte kriz geçiren bir yakınımın ayaklarının altını, çağrılan doktorun, bir iğneyle kuvvetlice çizdiğini, ayaklardan tepki alamayınca da “Duyarlılığını kaybetmiş.” dediğini hatırlıyorum. Demek ki duyarlılık, gösterilen tepkiyle ilgili. Yine bedenimizin bazı bölgeleri diğer bölgelere göre, uygulanan baskılara farklı tepkiler verebiliyor. Tepkinin şiddetini duyarlılık noktasının hassasiyeti belirliyor. Hangi bölgemiz ne kadar duyarlıysa o kadar bize ait. Tırnak ya da saç kesiminde bir tepki almayız, demek ki o noktalar bizim olmaktan çıkmış.

 

Biz neye aitiz? Biz neye ait olmalıyız? Bunun için en doğru adres ne olmalıdır?

 

Aitliğimiz, hassasiyetimizdir. Hangi olay karşısında üzülüyor, ağlıyor, hangi olay karşısında duyarsız kalıyoruz?

 

Bazı insanlar parayı öncelikleri arasına alır, bazıları meslek başarısını önemser, bazı insanlar dilini, bazıları da dinini önceler. Öncelediğimiz  konular hassasiyetimizi oluşturur. Hassasiyetimiz, bizi ona ait kılar. Buna göre biri paranın adamıdır, diğeri mevkinin adamıdır, diğeri dininin adamıdır. Bunlara gelecek zararlar veya  bunların elimizden alınması bizde tepki oluşturur. Bunların bazılarını da öteleriz. Ötelediğimiz bizden değildir.

 

Bu noktada yeni bir soruyla karşı karşıyayız. Bir şeyi ötelememiz ve öncelememiz  gereken nedir? Bu, kişinin dünya görüşü, beklentileriyle ilgilidir. Toplumdan topluma da değişir.

 

Hassasiyetimiz, nasıl aidiyetimizi belirliyorsa, aidiyetimiz de eserimizi belirliyor. Ait olduğumuz kimlikle ürettiklerimiz de aidiyetimizin eseridir. Yunus Emre’den ancak “ilahi” çıkardı çünkü o “İlah”a aitti.

 

Değerimiz, aidiyetimizle ölçülür. Kendimizi değerli kılmak istiyorsak öncelikle hassasiyetlerimizi gözden geçirmeliyiz. Hassasiyetlerini yitirmiş bir kişiden ya da toplumdan da bir aidiyet ve kimlik beklenemez.

 

Globalizm, galiba böyle oluşuyor. Ben  işin bu noktasını tehlikeli görüyorum. Eğitimcilerimiz, annelerimiz, babalarımız uyumasın.

 

Kadir Durgun

kadir@kadirdurgun.com