…Ama Ben “O Adam” Değilim

0
598

…Ama Ben “O Adam” Değilim

 

          İki genç, samimidirler. İçtikleri su ayrı gitmez. Bu dostluklarının bozulmaması, ölene dek devam etmesi arzusundadırlar. Bir nedenle ayrı düşseler dahi birbirlerini unutmamak, aralarına herhangi bir şeyin girmesine izin vermemek üzere “and”laşırlar. Hatta ileride makam mevki sahibi dahi olsalar birbirlerini bekletmeyecekler “O adam geldi.” dendiğinde hiçbir engel tanımayacaklardır. Yıllar geçer. Aralarından biri üst mevkilerde makam sahibi olur. Bir süre sonra diğeri onu ziyarete gider. Sekretere ismini vererek, arkadaşına haber verilmesini söyler. Beklemesi gerektiği bildirilir. Daha önce birbirlerine verdikleri sözü hatırlayan ziyaretçi arkadaş, “Galiba anlaşılamadım,” diye düşünür. Bu defa “O adam geldi.” diye bildirin lütfen, der. Makam sahibi arkadaştan gelen cevap şudur: “Biliyorum o adam geldi; ama ben o adam değilim ki!”

Makamlar, mevkiler insanı değiştiriyor mu yoksa kolay zamanlarda verilen sözler belli şartlarda uygulanamaz mı oluyor dersiniz?

Makamın, paranın, kişiyi değiştirdiği bir gerçektir. Bunların, insanı kandırıcı, kendine çekici parlak yüzü vardır. Bu imkanlara ulaşanlar, içinden çıktıkları topluluklara belli bir süre sonra farklı gözle bakarlar. Daha önce yakınma olarak kullandıkları cümleler, savunma cümlesi olur.

Diğer insanların kendine muhtaç olduğunu, kendisinin “olmazsa olmazlar” arasında yer aldığını, dünya gemisini yürüten kaptanın kendileri olduğunu, kendileri dışındaki insanların beceriksiz olduğunu düşünmeye başlarlar. Kişileri kendine muhtaç görmek, onları geldiklerinde bekletmek, ellerindeki imkanları koz olarak kullanmak zevkleridir.

Hele para sahibi insanlar, her şeyi para ile satın alabileceklerini düşünürler. Bu zaafların, genel insan karakterinde var olduğu bir gerçektir. Ancak bu bir kötü, zayıf karakter özelliğidir. Halkımızın bir ölçüsü vardır insanları tanımak için. Ona ya mevki ya para vereceksin ya da onunla yolculuk yapacaksın.

Madalyonun bir de öteki yüzü var. Kolay zamanlarda verilen sözler bazen uygulanamaz olabiliyor.

Bir bakıma yarınları şimdiden ipotek etmek oluyor bu. Halbuki, kişi, içinde bulunduğu şartlara göre değerlendirilmeli. İçinde bulunulan durum, makam sahibinin öyle davranmasını gerekli kılabilir. Onun da kendine göre bir mantığı vardır; bu, kişinin farklılaşmasının mantığıdır. Bu durumda, diğerlerinden beklenen; yüksek anlayıştır, suçlama değildir.

Mevkiler, ateşten gömlektir. Makam, bir kordur. Bu ateş, insanı kendine çeker, sahip olanı da yakar.

Ne yapalım, dünyanın yasası böyle yazılmış. Herkes bu sahnede rolünü bu yasalar çerçevesinde oynuyor. Bir bakıma kimse haklı değil; ama herkes haklı.

Hakkın ölçüsü vicdanlarda yazılı.

www.kadirdurgun.com