ADALET YERYÜZÜNÜN IŞIĞIDIR

0
945

ADALET YERYÜZÜNÜN IŞIĞIDIR

Adalet yeryüzünün ışığıdır, kâinatın ruhudur, mülküm temelidir, devletin hazinesidir, ıslah olmanın ve etmenin kapısıdır, faziletin bahçesidir, var olmanın zırhıdır, bilginin aydınlığıdır, huzurun teminatıdır, saadetin evidir. Kur’an bizlere adaletle emreder. İman ihlâs aşk ve şevk hepsi bizleri adil ve arif bir insan, güçlü bir mümin, basiretli bir Müslüman kılmak içindir. Adalet, Her dengenin yerine oturması, ölçülerin şaşmaması, her şeyin yerli yerine konması haklıya hakkının verilmesi, mazlumun savunulması, zalimin zulmüne engel olunmasıdır. Mümin ne zalim ne mazlum olacaktır.

Aslında hayat iman ve denge üzerine kuruludur. Her mümin yeryüzünü ıslah etmekle sorumludur. Müminler her daim cihana adalet örneği oldular, insanlar kurtuluşu İslam, iman ve adaletle buldular. İslamsız bir cihan zulümden başka bir şey üretmez, âlemin her yanına karanlık zulüm ve dehşet bulutları çöker. Huzurun ve saadetin adı anılmaz olur. İyilikler güzellikler erir kaybolur. Adaletin hâkim olduğu yerde rahmet ve bereket vardır. Adaletin yaşadığı cihanda zulümat bulutları yeryüzüne katran yağmurları yağdırmaz. Kuvvetsiz bir adalet ve adaletsiz bir kuvvet elbette hiçtir. Önemli olan insanın yüreğinden yakalamak, kâinatın ruhuna ulaşmaktır. Ünlü filozof Konfüçyüs “Adalet kutup yıldızı gibi yerinde durur ve geri kalan her şey onun etrafında döner” der. Fakat adalet güneşi, hakikat yıldızı yerinden oynayınca âlemde ışık ve nur kalır mı? Elbette kalmaz.

Yeryüzündeki büyün zulümler felaketler sıkıntılar ıstıraplar, handikaplar, hainlikler, hep imansızlığın vicdansızlığın hüküm sürmesinden adalet ve merhametin olmamasından, çeşm-i insafın kurumasındandır. Zaman, zulümün ve tahakkümün çarkında perişan olmuşken, kalplerde ve gönüllerde aşk iman ve sevgi gülleri solmuşken, hayata tutunmak için yaşamak için neyin peşindeyiz? Saadeti, selameti kurtuluşu kimden nasıl bekliyoruz ve bekleyeceğiz. Bütün kötü işler, haramlar günahlar benden benlikten enaniyetten, nefisten ve hevadan doğmaktadır. O yüzden güçlü olan zayıfı boğmaya çalışmaktadır. Eli olan elsizi, dili olan dilsizi, suskunluğa mahkûm etmektedir. Adalet ışığı sönmekte, sevgi çınarı devrilmekte, umut ışıkları her gün biraz daha sönmekle karşı karşıya gelmekte. İnsanı vicdan, vicdanı iman besler. Eğer bir memlekette adalet yoksa orada ahlak da çökmüştür, eğer bir yurdun semasında kara bulutlar dolaşıyorsa orada ahlaksızlığın seviyesi yükselmekte demektir. İşte esas olan, en küçük dairede en büyük işi görmek ve her türlü zülme zalime engel olmaya çalışmaktır. Esas olan aydın münevver ve kutlu bir yolcu olabilmektir… Evrenin ruhunda bu yatar. Eğer sen zalimi seviyorsan, eğer sen mazluma yardıma koşmuyorsan, Eğer sen yakılanı, yıkılanı hiç düşünmüyorsan, eğer sen sadece kendini düşünüyorsan zaten söz bitmiştir, erdem erimiştir, diyecek bir şey kalmamıştır. Oysa can kulağımız feryatlarda olmalı, gözlerimiz mahrumun ve mazlumun halini görmeli. Eğer zülüm bir şeyi yanlış konumlandırmaksa, hani nerde kalbimiz sevgimiz aşkımız, imanımız. Hani bize sorumluluk yükleyen bilinç, şimdi nerdeyiz kiminleyiz? Hangi yöndeyiz, yandayız. Kimin yolundayız? Sahi yol nedir yolcu kimdir? Yanlış kapılarda beklemek bir zulüm değil mi, kapıları zalimlere açmak en büyük ihanet olmaz mı?”Bir ülkede adaletin varlığı kişinin kendini özgürce ifade etmesinden anlaşılır. Bir ülkede adaletsizliğin varlığı ise kişilerin başına buyruk davranışından anlaşılır. İyi insanlar sorunları önlemek için çaba sarf ederler.(Konfüçyüs)
Sevgili efendimiz göz nurumuz, Hazreti Muhammed(sav): “Bir saatlik adalet bir sene ibadet etmekten daha hayırlıdır” der. Nizam-ı âlem için, insanın âlemi için, daima adaletin yanında olmalıyız. Doğru şahitler, şahitliği doğru yapanlar, müstakim ve muhkemlerden olmalıyız.”Hükümdar haksız olarak bir köylüden yumurta alırsa, adamları köylünün bütün tavuklarını alır.” Sadi
Zaten küfür devam etmiş ama zülüm devam etmemiştir, aklını kalbini ruhunu beynini vicdanını terk etmeyen zalimlerin peşinden gitmemiştir. Adaletle hükmetmek en iyiyi en güzeli yeryüzünün dört kıblesinde, yedi ikliminde islam’ın hâkim olmasına sebep onun adaletidir, nurudur ışığıdır. Bugün ise bu halde olmamızın sebebi inancımızın uzağında ve kitabımıza ihanet içinde olmamızdan dolayı mıdır? Sözü ve özü olan kitabın, sözü ve özü olmayan müntesipleri, acaba hayata insana dünyaya ne verebilir? Unutmayalım ki en yüce fazilet adalet ve ibadettir, en güzel akıbet kurtuluş ve selamettir.“ Adalet ancak hakikatten, saadet ancak adaletten doğabilir” der Anatol France. Öyleyse hamiyetperver, hakikatşinas, olmalı, zulümün bahçesinde ekim yapmamalıyız. Ancak o zaman ferahazad ve sevgiyle serazat bir gönlün, imanla müştak ve âşık bir kalbin, muhabbetle mücehhez, mükim, mükemmel ve mücella bir ruhun kanadıyla pervaz edip, şehr-i istikbalin semalarında, ebediyetin kutlu yamaçlarında, sonsuzluğun solmaz soluklu vadilerinde, özgün ve özgürce kanat vurabiliriz.”Allah, adalet, ihsan ve yakınlara vermekle emreder; her türlü günahtan, kötü işlerden ve azgınlıktan men eder. (Nahl, 16/90)

Çeşm-i insaf gibi kâmile mizan olmaz,

Kişi noksanını bilmek gibi irfan olmaz.(Talip)

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here