AŞK BİR YOLCULUKTUR

0
893

Yazan, Ramazan Çetin

 

AŞK BİR YOLCULUKTUR

İki aslan kral büyük bir hedef için yola çıkmışlardır. Uzun bir yolculuktan sonra, bir su başında durup su içerler. Su içtikten sonra aslanın biri çok yorulduğu için hemen dinlenmeye çekilir. Diğeri oturmadan gider gelir…Hareket halinde olmaya devam eder.. Çok heyecanlı ve endişeli bir durumu vardı. Onu böyle gören bir yaşlı bir kaplumbağa sayın kralım, saygıdeğer efendim, kutlu liderim, sizi endişeli gördüm. Heyecan içindesiniz. Siz neden dinlenmiyorsunuz acaba? Nedir derdiniz, ne bu telaş?Ne bu gidiş?
Bunun üzerine aslan kral şöyle der: “Kımıldayanlar/hareket halinde olanlar, yerinde duranlara hâkim olur…” yerinde duranın üstüne ne altın ne de gümüş yağar..Biz bu aleme dinlenmek için gönderilmedik…Hiç düşündün mü neden ağaçların yaprakları meyvesinden daha çoktur.Unutma az söz şok iş! “yuvarlanan taş yosun tutmaz!”Aklı olan zamanı geçmiş hapı yutmaz! Allah kendine yarım edenin yanındadır…
Ey bilgelik ışıltısı kaplumbağa, bizler uzun bir yolculuktayız. Bir seyrüseferdeyiz.. “Bizler uzun bir seferdeyiz. Buradan kabre, kabirden haşre, haşirden ebed memleketine gitmek üzereyiz. ”Haktan geldik hakka gidiyoruz..Menzil uzun, yol meşakkatli, tehlikeler alabildiğine sermaye az, beden fani, güç kaybolmakta…Varlığı, benliği aşkı bu sefere adadık, “Dünyada bir yolcu bir garip gibi ol!” emrine imtisal eyledik.…Benlik aşkın denizinde bir inci, varlık bir sancı ruhumda…Nasıl endişeli olmayalım ki? Dünya alem cihan seyr ü sefer içinde iken biz nasıl durup dinlenelim…Ruhumuzu kutsanmış bir ateşle temizlemeden, yüreğin sözcüklerine aşk şarabı içirmeden, kalbime aşktan bir haber vermeden söyle nasıl dinlenelim söyle.. Söyle nasıl duralım. yaşam çölleşmişken? Söyle neden kazma vurmayalım pınar kurumuşken, söyle neden koşmayalım İsmail su isterken. Biz koşmadan, aramadan Zemzem bulunur mu? İsmailler suya kanar mı? Sen aydınlatmadan bu yol ışıkla kaplanır mı? Durmak ölüm değil midir?
“Peki, ama” der, kaplumbağa! “Arkadaşının böyle bir derdi yok mu?” Bilemem! “Herkes karakterince yol alır..Herkes dünyası kadar vardır..Eşeğin derdi arapa samandır, başka yok. Herkes menzili nasıl görüyorsa öyle gider. Benim akışım, bakışım, dünyam felsefem görüşüm böyledir. Uydum bilgenin kutlu sözüne. ”Öfkeyi sevgiyle, kötülüğü iyilikle yen. Açgözlülüğü cömertlikle, yalanı gerçekle yen.”Bizler yol almazsak bizler tehlikeleri darboğazları, sıkıntıları göze almazsak bizler yol almazsa kim yol alacak? Güneş her gün kim için doğuyor sence?
“Ey başkalarının bilgisinin hamalları,
Onlarla yüzlerini aydınlatanlar
Geleceklerini onların yol ve usullerine bağlayanlar
Siz ne kendiniz ne de bir başkası olabilirsiniz!
Zihinleriniz onların fikirlerine kilitlenmiş
En derin hayati soluğunuz dahi başkalarının sesini verir!
Dudaklarınızdan ödünç fikirler dökülür,
Ve kalplerinizde dahi özenti, iğreti arzular yuvalanır
Daha ne kadar zaman başkalarının ateşi etrafında döneceksiniz?
Kalp taşımıyor musunuz? Öyleyse kendi ateşinize yansanıza.
Fert, kendini gerçekleştirerek şahsiyet olur.
Millet de kendisi olduğu sürece gerçekten var olur”(M.İkbal)
Bizdeki hasret, bizdeki hedefe olan tutku ve özlem yatmaya, dinlenmeye, eğlenceye vakit bırakmıyor? Nasıl olsun ki?Bizim ibadetimiz eğlence eğlencemiz ibadettir. Anlayış ve kavrayış madeninde bekleyen cevherler varken, her şey bitmiş gibi dinlenmek çakallara ait bir davranıştır….Sen çakala benzeyen nefse bakarsan, daima ye iç keyfine bak der.Rahat ve gölgelik arar.Rahat ve huzur arar.Oysa biz huzuru çoktan terkettik. Huzur derdine düşenler huzuru kaybettiler..Dünyada rahat yoktur! Ben yüreğimdeki şarkının peşindeyim,gönlümün ezgilerini dinletiyorum yaşamın kulaklarına.Ne Karunuz ki hazineler içinde boğulalım, ne firavunuz ki benliğin gölgesinde yol alalım.Biz varlığın asaleti aslanlık/kulluk makamında, sevdasında olan bağrı yanık Musalar gibiyiz.Nefesiyle cihana can olmaya çalışan İsalar gibiyiz..Allah’ın kudretine sığımmış onu vekil edinimş aslanlarız.Ne diye Nemrutların himayesinde barınalım,ateşlere göğüs germiş İbrahimleriz.Hakka bağlanan bir gönül,Cebraile dost bir ruhun aşkındayız.Namusu ekberdir dost ve nurumuz.Meleklerin kanadında ışıldar aşkımız.Bu yol bizi kurda kuşa,ağaca taşa dost eyledi.Akıl bir kaya gibi durur denizin kıyısında, biz inciyi sedefte gören aşıklarız…Denize girmek her kişinin değil,kalbin gemisine binenlerin karıdır.Deryada yol almak aşk işidir. Bu hayat ve yaşam denizinde,bu tehlikeli menzilde, ardımızda ne firavunlar varken bu denizde dinlenmek yakışır mı,reva mı? Başarı aşk ile yol almaktır,yürümek kendimizi tanımaktır,kimlik ve kişilik inşa etmektir…Bize Mevlanın hediye ettiği zamanın farkında olmak,yaşamın hakkını vermektir.Yoksa ne diye yaşamak.ne diye nefes almak.Esas yol da kendimize gitmektir .Bu yolda can da baş verilir,verilmişitir…Aşkla bakanın duracağı yer değil bu alem.Akıl durdursa da pınar başlarında, kalbin ve ruhun aşkın kılavuzluğunda gösterdiği kutlu hedeftir arzu ve isteğimiz..Yüce Leyladır sevgilimiz..
Aslında uzun gibi görünse de çok kısa bir yolculuk içindeyiz.Vakit durmak için hiç müsait değil.Kervan giderken kalmak geride hevaperestlerin işi…Yakine ermenin, yakınlaşmanın yolu değil bu.. Hakke’l yakin, giden aşıkların rüyasında böyle bir duruş en büyük yaradır.Bugün yola çıkmayanlar için yarın çok geç olabilir…Bugün ekmeyenler yarın biçemeyebilir?Yarın yarın diyenler,yol almayanlar helak oldular…
Yüzümüz sevgiliye dönük,ellerimiz aşka kenetli, kutlu davete icabetin şevkindeyiz…bir kere BELA,dedik ne diye duralım..Biz yolda zarar da görsek kardayız..Aşkın yolunda kaybetmek yoktur….Biz gideceğimiz yoldan ve sevgiliden eminiz.
İman etmişiz vuslat şehrinin güzeline.
Biz O’na âşık olmuşuz kime ne?
Yolculuğumuz, sevdamızın nişanesidir..Her şey yar içindir gerisi bahane….Eğer bu yolculuğa zor diyorsan elbette zor olmadan nasıl varolunabilir. Zorluk çekmeden imtihan olabilir mi? Tohum karanlığı görmeden aydınlığa ulaşabilir mi?“ Gerçekten ben rabbime hicret edeceğim!”(Ankebüt 26)Varlığımızın adı anlamı budur..
Unutma! Yürüyenler her daim öne çıkanlardır.ışıltı verenler yaşama renk katanlar yüce bir hedefi olup bu hedef ve yüce gaye için durmayanlardır. Rahmet dolu bulutların şimşekleri gibidir,aşk bulutuyla dolu gönüllerin ışığı…Ruhları yolculuğun verdiği bir dolgunluğun ayeti gibi rahmet saçar cihanın dört yanına…Aristoteles de m..ö 384’te kurduğu bilgi ve hikmet okulunda, derslerini hep yolculuk yaparak, gezerek yapmıştır…
Bir sohbette öğretmenlerin oturup ders anlatmasından konuşuldu.. Dedim ki oturanın dersi oturmuş, yürüyenin dersi yürümüştür…Bugün ve gelecek yaşam için kurtuluş hareketten geçer..Çalışmayı hareketi eylemi bırakanlar yaşamdan vazgeçerler. Uyuyanlar, duranlar yürüyenlere mahkum olur…İnsanın mutluluk dolu huzur dolu bir yaşamı başarıda, başarı çalışmada, çalışma harekettedır…Eylem varolmanın temel koşuludur. Durmak ölümdür, hareket hayattır, neşe nefestir…
Benliğimize yaşam gücü katan,ruhumuza enerji armağanları sunan muhteşem kapılar, hareket hayat dolu bahçelerden gelir…Her yolculuk kimliğimizin farkında olup,ruhsal tekamülün bir seyir akışı olduğunu bilmek,hamlıktan kurtulup kemale ermektir.Biz fakiriz zengin O’dur.Biz zayıfız güçlü olan O’dur.Aşkla gidilen her yolculuk hakka giden bir adımdır. Yoksul olduğumuzun farkında olduğumuzda, yüreğimizdeki hazinenin farkında oluruz…Kalbimizin ışıltıları kutlu mesajların ışıltısıyla merhabalaşır,bigelik rüzgarları eser, doğan her günün sabahında.Mevlalnun nuru ve ziyası bir ayettir ağaran seherin aydınlığından.Kendini tevazü perdesinde gören her bilge,yücelik makamlarının birer yıldızıdır..
Allah’ın kudretine sığınan her yolcu,ruhsal bir dirilik ve dinginliğin evinde okur huzur neşidelerini.Her soluk bir mesih nefesine dönüşür…Gönül ebedi sevgiliyi davet eden bir güzellik şahikasında pervazlanır aşk ile.Onsuz attığımız her adım,aldığmız her nefes,kutsallığı çiğneyen kara bir lekedir.Arif hiçbir şeyin kendisiyle ezeli ebedi sevgili arasına girmesine müsaade etmez…
Ey bilge kaplumbağa! Her birimiz,hakka varma ulaşma sevdasında ve isteğinde olmalıyız…Kalbin yasalarına riayet ederek,ruhumuzu sevgiliye taşımalıyız..Malayaniyi terk ettiğimizde yaşamın derin anlamını idrak edecek, sevgiyle dolmanın şevk ve gururu içinde cihana nazar edeceğiz…Hatalarımızı ve yanlışlarımızı çiçeğe sevdalı su gibi isteyerek kabul edecek, dönüşlerin,tövbenin aşkın başlangıcı oldunu unutmayacağız…Onun sonsuz sevgi ve merhametinin gölgesinde,şefkat ve hidayet ağacının meyveleriyle,ebedi yoksulluğumuzu ebedi bir zenginliğe dönüştüreceğiz.Aşk olmadan yaşamanın,yaşamın nefesini tüketmek olduğunu bileceğiz.Canlarımız onunla huzur ve mutlu olacak aşk ile yolculuk devam edecektir.Unutmayalım sevmeye hazır olduğumuz sürece sevilme bahçeleri solgun kalmayacaktır…
“Allah’ın bize olan sevgisini tanıdık ve buna inandık. Allah sevgidir. Sevgide yaşayan Allah’da (Allah’ın rızasına uygun) yaşar.”
Her yolculuğu rızasına muvaffık kılmanın yüreğimize bahar şenliği ve derinliği kazandıracağın unutmayalım… Sevgiyi merhameti iyiliği erdemi önceleyerek birbirimizi sevgiyle kuşatarak aşkın nirvanasına yücelmeli,hakk ve hakikatin derin gerçeğini idrak etmelidir.Hayat sevgidir,sevgi fedakarlıktır.Yaşamın üç temel ışığı vardır. “ İman, umut, sevgi.”
“İnsanların ve meleklerin diliyle konuşsam, ama sevgim olmasa, ses çıkaran bakırdan ya da çınlayan zilden farkım kalmaz… Bütün sırları bilsem, her bilgiye sahip olsam… ama sevgim olmasa, bir hiçim. Varımı yoğumu sadaka olarak dağıtsam, bedenimi yakılmak üzere teslim etsem, ama sevgim olmasa, bunun bana hiçbir yararı olmaz.”
“Sana rahmet ve merhamet suyu gerekse, yürü, alçal, alçak gönüllü ol; ondan sonra da merhamet şarabını iç, mest ol, kendinden geç. Ey oğul! Allah’ın başımıza kadar yükselen rahmeti içinde rahmet var. Sen aklını başına al da, onun rahmetini yeter bulma; o rahmetlerin hepsini niyaz et. Ey yiğit! Yüksel! Gök yüzünü bile ayağının altına al da göklerin üstünden gelen ilahî nâmeleri duy. Canının kulağından gaflet ve vesvese pamuğunu çıkar da, göklerdeki coşkunluk sesleri, meleklerin teşbihlerinin uğultusu kulağına kadar gel sin. İki gözünü de ayıp kılından, günâh tozundan temizle de, ötelerin, gayb âleminin bağlarını, bahçelerini, serviliklerini gör.”(Mevlana)
Bütün insanlık kardeşlik ve sevgi köprüleri ile birbirine bağlanmalı..Her gönül her gönüle içten samimi bir aşkla yol almalı..Sevgi için dünyaya yolculuk edenler,yine sevgiyle bu alemden çıkmanın derdinde olmalı…Hepimiz rabbimizin bize hediye ettiği muhteşem ikram ve hediyelerin farkında olarak dünyayı hayatı yaşamı cennete çevirmenin dert ve sevdasında olmalıyız..Sevgi ve barış için bizim yolculuğa devam etmemiz lazım!
Anladın mı muhterem bilge kaplumbağa!
Hey aslan uyan gidiyoruz. Yoksa meydan çakallara kalacak…

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here