At Gözlüğüne Değil, At Gözüne İhtiyaç Var

0
176

Fires veya feres, at gözü demek. Bu kelime dilimize “feraset” olarak yerleşmiştir.

Atın gözü, oldukça yeteneklidir; hem önü hem arkayı görebilir, üç yüz altmış derece görüş açısına sahiptir. “At gözüyle bakmak” deyişi, olay ve olgulara her yönüyle, ilerisi ve gerisiyle, içiyle dışıyla, zahiriyle batınıyla bakabilmek demektir. At gözüyle bakan, bütün ayrıntıları nazara alacağından dolayı kararlarında da isabet edecektir.

Bir iş ya da yarış sırasında, atlara gözlük takılır. İstenir ki at, bir noktaya odaklansın, çevresiyle ilgilenmesin, sadece gideceği istikameti görsün. “At gözlüğü takmak” deyimi bu işlevden türetilmiştir. At gözlüğü takan kişi, düşüncelerinde sabit, olay ve olgulara tek cepheden bakan, ayrıntıları görme yeteneğinden yoksun kişi, demektir. Siyasi algılarımız, hırslarımız, öfkelerimiz, megaloman yapımız, kibir, diğerlerini küçümseme; birer at gözlüğümüzdür. At gözlüğüyle bakanlar, tek düze bir bakış açısına ve düz mantığa sahip olacağından kararlarında isabetsiz, ilişkilerinde iticidir. Bu tür insanlarla diyalog kurmak, onların iç ve düşünce dünyalarına ulaşmak çok zordur.

Hedefe kilitlenmenin, bir işe yoğunlaşmanın, bir düşünceye odaklanmanın gerektirdiği durumlarda at gözlüğü takmak, başarmanın ön koşuludur. İlgi, düşünce, dikkat dağınıklığı; başarının prangalarıdır. Ancak at gözlüğünü takmamız ve çıkarmamız gereken durumları doğru ayırt edemezsek kararlarımız isabetsiz, emeklerimiz ziyan olur. Bu durumda hayal kırıklığı kaçınılmazdır.

Öğretmen, sınıfa girdiğinde bütün öğrenciler ayağa kalktığı halde, arkadaki bir öğrencinin ayağa kalkmadığını görür. Bu olay birkaç ders tekrarlanınca öğretmen öğrenciye hakaret eder. Niye ayağa kalkmadığını sorar. Öğrenci, “Benim iki ayağım da kesik.” deyince öğretmen, derin bir mahcubiyet yaşar.

Bir siyasi figürün sözünden hareketle eğitim üzerine bir yazı yazmıştım. Yazımda konuşmanın içeriğine katıldığımı ancak söylenenlerin pratik değerinin bulunmadığını, eksik taraflarının olduğunu yazmıştım. Bunun üzerine yazılarımın takipçisi okuyucum, siyasi kişinin baskın karakterinden etkilendiği için yazıma eleştiride bulunmuştu. Hâlbuki ben, onun eleştirdiği yönü vurgulamış, tenkit etmiş; yazımda eksiklerle ilgili tekliflerde bulunmuştum.

Öğretmenin saygı anlayışı veya öğrenciden beklediği saygı temelli davranış, okuyucumun siyasi kişiyle ilgili ön kabulleri, kendileri için birer at gözlüğüymüş. Denebilir ki hiçbirimiz at gözlüklerimizi yanımızdan ayırmıyoruz. Olay ve olgulara dar açılı, tek yönlü bakabiliyoruz.

Baba, amir, vali, devlet başkanı gibi karar verici makam veya noktada bulunanlar at gözlüğü takma hakkına sahip değillerdir. Olması gereken, at gözüyle bakmalarıdır.

İnsanı ibadet aşkıyla sevip ona değer verenler, adaletli olmak için sabır pınarından beslenenler, zulmetmekten korkanlar, hakkaniyetin meşalesini taşıyanlar, varlıkların tefekkür ve sorgulamasını yapanlar; at gözüyle bakanlar yani feraset sahibi insanlardır.

Feraset sahibi olabilmek için müneccimliğe, gaipten haber almaya ihtiyaç yoktur. Bizi biz yapan iç cevherimizi keşfetmek, varlığımızı ve varlık sebebimizi idrak etmek yeterlidir.

Yaya, yolda rastladığı yaşlıya dağ arkasındaki köye kaç saatte varabileceğini sorar ancak, yaşlıdan cevap alamaz. Bir miktar ilerleyen yolcunun arkasından yaşlı adam, “Üç saatte varırsın evladım.” diye bağırır. Yaya, niçin az önce cevap vermeyip arkasından bağırdığını sorunca yaşlı adam, “Yürüyüşünü ancak gördüm evladım.” der.

Yıllarca ortaklık yapan iki arkadaş, ortaklığı bitirip ayrılmaya karar verirler. Alacakları malları bir türlü bölüşemezler, her biri kendisini haklı çıkaracak gerekçeler ileri sürer. İş, tatsızlaşır. Bir bilge kişiye giderler. Bilge onları dinler, bakar, iş karışıktır. “O zaman peygamber usulü yapacağız.” der. “Nedir o?” dediklerinde bilge, “Biriniz bölecek, biriniz tercih edecek.” der. Biri malların bölüşümünü yapar, diğeri de sonunda bir parçasını tercih eder. İş tatlıya bağlanır.

Feraset; tecrübedir, hayat gerçeklerini iyi gözlemleyebilmek, sebep ve sonuçları doğru okuyabilmektir. İyi niyetli, çözüm odaklı, yapıcı olmaktır. Eşyanın, olayların künhüne vakıf olabilmektir.

Uygulanan eğitim sistemi, içine hapsolduğumuz medyanın propagandası nedeniyle, istemesek de, esiri olmaktan kurtulamadığımız, hatta içselleştirdiğimiz maddeci, seküler, çıkarcı, dünyacı bakış açımız, ferasetimizi köreltmiş durumda. Anlık tepkiler, düşüncesizce verilen kararlar, derinliksiz konuşmalar, birer ferasetsizlik örnekleri değil midir? Başkalarına hayat hakkı tanımamak hep kendini haklı görmek; akıl, vicdan, bilgi yerine duygularını karar ve eylemlerinde ölçü olarak kullanmak, ferasetsizlik değil midir?

Birlikte olacağımız dost ve arkadaşlarımızın feraset seviyesine, alacağımız eğitimin bize katacağı feraset kat sayısına dikkat etmeliyiz. Arkasından gideceğimiz siyasi liderin, kanaat önderinin feraset derecesini mutlaka iyi incelemeliyiz. Kargayı kendine kılavuz edenlerin gideceği yer bellidir.

Kişinin ferasetini geliştirmeyen, yükseltmeyen bir eğitim, beyhude bir uğraştır. Feraseti ihya etme amaçlı bir eğitim sistemin, insanın ve insanlığın yücelişine, kurtuluşuna yol açacağını düşünmekteyim.

At gözüne sahip olmadan at gözlüğü takan öncülerin, liderlerin, yöneticilerin dominant olduğu bir devirde yaşıyoruz. Gidişat, hoş değil. Kendimizi tenkit ve tahlil etmek zorundayız. Teklifimiz, belli: Feraset, feraset, feraset…

Kadir Durgun

kadir@kadirdurgun.com

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here