Ba’de Harabi’l-Basra (Basra harap olduktan sonra)

0
222

                                           

Size kısa bir olay anlatayım. Anlatımdaki kabalıktan dolayı beni bağışlayın; ama durum tam da bu:

Büyük bir hastanede iki doktor yemekten sonra yürüyüşe çıkarlar, önlerinde paytak paytak yürüyen yaşlı bir adam ile ilgili aralarında şu yorumu yaparlar. Birincisi “Kalça çıkığı var.”, ikincisi “Hayır, adamın bel fıtığı var.” der. Aralarında anlaşamayınca, “Gel, adama soralım” derler ve yaşlı adamın yanına giderler. İçlerinden biri “Amca, ikimiz de doktoruz, baktık, paytak paytak yürüyorsun. Senin rahatsızlığın üzerinde farklı değerlendirme yaptık. Sende kalça çıkığı mı var, bel fıtığı mı?” Adam, “Evladım, ikiniz de bilemediniz, ben de yanıldım.” deyince doktorlar hayretle “Biz yanıldık, tamam, senin yanılgın nedir?” diye sorarlar. Adam biraz mahcup vaziyette: “Ben gaz çıkaracağım zannettim, maalesef belden aşağıyı pislettim, onun için böyle yürüyorum.” 

Covid-19 adı verilen hastalıkla ilgili son durum maalesef bu. Sebep olarak gösterilen coronavirüsle ilgili herkes bir şeyler söylüyor. Söylenenler bazen birbirini tamamlıyor, bazen birbiriyle çelişiyor. Tıpçılar doğal yolla ürediğini, sosyal teorisyenler üretildiğini söylüyor. Materyalist düşünceye sahip olanlar bilimin önemine, sosyal olaylara dini perspektiften bakanlar, bunun ilahi bir terbiye olduğuna vurgu yapıyorlar. Konuşan bilmiyor, bilen konuşmuyor. Ortada bir tek gerçek var: Birileri ortalığa, kolay temizlenemeyecek bir pislik çıkardı. Adı, koronavirüs.

Olay ve olgulara iki soruyla yaklaşmak lazım: Niçin ve nasıl? Niçin, felsefenin daha genel ifadeyle  teoloji veya dinin; nasıl, bilimin çalışma alınana giriyor. Bu iki soruyu isabetle soramayanlar, sapla samanı karıştırıyor, bazen birbirlerini tahkir eden, ötekileştiren ifadeler kullanıyorlar. Bilim; yaratıktır, araçtır. Din, Yaratan’ın hayat ve kâinatla ilgili varlık felsefesidir. Amaçla aracın karıştırılması, kaostan çıkmayı da zorlaştırmaktadır. Bu iki alanın sınırlarını tam bilmeyenlerin hezeyanları toplumda, özellikle bir ve beraber olmamız gereken bu dönemde ayrışmaya neden olmaktadır.

Sevinç ve keder, sıra dışı duygulardır, aşırılığı ifade eder. Bunlar, kişilerin ve toplumların hafızalarında yer alır ve önemli günler olarak ya anılır ya kutlanır. Bu günler, bizim için ayrışma değil, birlikte olma günleridir. Covid-19, bize sıkıntılı günler yaşatıyor. Bu süreci dayanışma, birbirimizi anlama, ortak ülkü tesis etme dönemi olarak değerlendirmek varken din ve bilim çatışması temelli kavga zemini şeklinde kullanmak, ya tam bir cehaletin ya da tam bir ihanetin neticesidir.

Her şey; hareket etmek, evrilmek zorunda. Niçin, çünkü Allah evreni bu yasa üzerine kurmuş. Bu, dinin alanı. Bunun nasıl olması gerektiği bilimin konusu. İnsanın imtihanı burada başlıyor. İnsanlar, bu yasayı doğru kullanan iyiler, yanlış kullanan kötüler diye ikiyi ayrılır. Şu an, kötülerin terör estirdiği bir dönemi yaşıyoruz. Bu terör silahı virüs, üretilmiş de olabilir, doğal bir süreçle yetişmiş de olabilir. Önemli olan, bunun nerede ve kime yönelik olarak kullanıldığıdır.

Allah, yaratıp dünyaya gönderdiği insanın, yarattığı yasalara uymasını ister. Bu yasalar, birer ayettir. Evrenin, insanın varlığı, onun uyduğu fizik ve biyolojik yasalar, birer ayettir. Allah’ın sözleri de birer ayettir. Yasalara uyulmaması, anarşiye, kaosa yol açar. Rabbim En’am suresi 6. ayetinde“Görmediler mi ki, onlardan önce yeryüzünde size vermediğimiz onca imkânı kendilerine verdiğimiz, gökten üzerlerine bol bol yağmur indirip (evlerinin) altlarından ırmaklar akıttığımız nice nesilleri helâk ettik. Biz onları günahları sebebiyle helâk ettik ve onların ardından başka nesiller meydana getirdik.” diye uyarır. Buradan anlaşılan şudur: Günah, bir helak sebebidir. Eşyanın işleyiş yasasına aykırı her uygulama günah kapsamındadır. Sözü edilen günahı işleyenin arkasından yeni bir nesil getirmek de yine Allah’ın yasasıdır. İnsana düşen, kendine verilen imkânları kendi sınırları, ölçüleri içinde kullanmak, günaha girmemek, geçmişten ders almaktır. Bunun nasıl yapılacağını bize bilim öğretecektir. Var olan yolda arabayı kazasız kullanmak, bilimin yani şoförün işidir.

Yöneticilerin şımarması, doğanın yapısını ve işleyişini bozma, insan türüyle oynama, insana ve doğaya zulmetme; insanoğlunun kendi felaketini hazırlamasıdır,  birer helak sebebidir. Allah (C.C.) Taha suresi 128. ayette“Kendilerinden önceki nice nesilleri helâk etmiş olmamız onları hâlâ yola getirmedi mi? Oysa onların yurtlarında dolaşıp duruyorlar! Kuşkusuz bunlarda akıl sahiplerinin çıkaracağı dersler vardır.” diyerek bunu yapanları görmemizi ve akıl sahibi olarak bunlardan ders çıkarmamızı emreder.

Bu dönemde yapmamız gereken, yaratılış ve varlıktaki neden-sonuç ilişkisini tefekkür etmek, hikmeti anlamak, işin künhüne vakıf olmaktır. Düşünmek, kavramak kazançtır, fırsattır; kavga etmek, ayrışmak zarardır, kayıptır. Şairin dediği gibi: “Oluklar çift; birinden nur akar, birinden kir.”

Hayatın tekrarı yok, dünyaya bir daha gelecek değiliz. Akıllı adam odur ki “Varlığa sevinmez, yokluğa yerinmez.” İnsanların, milletlerin birbirlerine güvenmediği, her şeyin toz duman olduğu bu dönem, bize “zifiri karanlıkta, ak sütün içindeki ak kılı fark edecek kadar gözü keskin” olabilme eğitimi vermeli, yeteneği kazandırmalıdır.

Ba’de Harabi’l-Basra (Basra harap olduktan sonra) dememek için…

Kadir Durgun

kadir@kadirdurgun.com

https://youtu.be/fiQQo4K-Eo0

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here