Ben kimim ve bu site niçin kuruldu?

0
770

Herkesin bir hikâyesi var, benim de… En önemsiz, basit hikâye benimki… Bilinmese de olur.

1957’nin kiraz ayının 14. günü, Cuma günü doğmuşum, Bilecik’te. Babam Nail, 1934’te Bulgaristan’dan gelmiş ve Annem Ayşe ile evlenmiş ben dünyaya geleyim diye. Rabb’imin kaderiyle ablamdan sonra ikinci evlat olmuşum hanemize.

Dedem buna çok sevinmiş, babasının adını koymuş bana. Daha sonra Abdulkadir oldum onun dilinde. Ortalama bir dindardı ailem. Erken başladım ve altı yılda bitirdim ilkokulumu Bilecik’in Pelitözü köyünde. İlkokul öğretmenim Ali Osman Girit’in emeği çoktur bende. Onun gayreti ile Yunus Emre İlköğretmen Okulu’na yatılı girdim. Normal süresi yedi yılda bitirdim bu okulu 1976’da. Aynı yıl ilkokul öğretmenliğine başladım ve İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı bölümüne girdim. İkisi bir arada olamazdı, öğretmenlikten istifa ettim, İstanbul’da gazeteciliğe başladım. Ülkemiz için fırtınalı günlerdi o yıllar. Sağ-sol terörü insanları hem evde hem sokakta hem okulda huzursuz ediyordu.

1980, 12 Eylül darbesini yaşadığımda İstanbul Milli Eğitim Müdürülüğünde devlet memuru idim. 1981 Haziran’ında Ordu Lisesi’nde edebiyat öğretmenliğine başladım. 1987’de Haydarpaşa Lisesi’ne atandım. Baktım olacak gibi değil. İstanbul’da ev geçindirmek ve çocuk yetiştirmek zor. Eşime karşı güçlü bir koca, çocuklarıma karşı güçlü bir baba olmak benim de hakkımdı. Gözyaşlarımın ıslattığı istifa dilekçemle devlet öğretmenliğinden ayrılıp dershane öğretmenliğine geçtim. Başarılı bir öğretmenlik hayatım oldu. 2015’e kadar aralıksız sürdü.

Meslek hayatımızı, okul, dershane kurucusu veya ortağı olarak zenginleştirmeyi Rabbim lütfetti. Şimdiye kadar 10 eğitim kurumunda hissedar veya kurucu olarak yer aldım. 2001’de başlayan İzmit günlerimiz bir hayli yoğun geçti. Pek çok dershane kuruculuğunun yanında bazı sivil toplum kuruluşlarının kuruculuğunu, temsilciliğini yaptım veya yönetimlerinde bulundum.

Edebiyat öğretmeni Azime Hanım’la evliliğimizden iki çocuğumuz ve kızımdan iki torunumuz cennet nimeti olarak hayatımızda yer aldı. Yazarlık hobimi hep yaşattım, canlı tuttum. Öğrencilerimizle birlikte yazdıklarımız da gök kubbede kalan hoş bir seda olacak inşallah…

Günler günleri, aylar ayları, yıllar yılları kovalıyor. Hayalini kurmadığım zirvede bulunmadım. Her çıkışın bir inişi, her başlangıcın bir sonu var. Meslekte kırk yıl ve altmış yaş, “Artık, yeter.” demek için uygun bir zaman. İşi tadında ve zirvedeyken bırakmak lazım. Biraz da şartlar zorladı. “Allah’ım canımı sırtımda beyaz önlüğüm olduğu halde al.” duama rağmen kuruculuğu değil, öğretmenliği bıraktım.

Gök kubbe altında hizmet mekânla sınırlı değil. Varlığımız yaşamak değil, yaşatmak. “Ademi yaşatan alemi yaşatır, ademi öldüren alemi öldürmüş olur.” der ayet. Bu kutlu görevi, sivil hayatın yanında sosyal platformda da sürdürmeye karar verdim. Öğrenmek, beşikten mezara kadar, öğretmek de öyle. Söyleyecek sözü olan, bunu söyleyemezse rahat edemez. Başkalarının rahat gördüğü şey, rahatsız eder onu. Aslında, rahatsız olmak için geldik dünyaya. Varlığımızın nedeni bu. Ben de önce kendimi, sonra yetişebildiğim herkesi rahatsız etmek için bu sosyal platformu oluşturdum.

Bu blog için bir taahhüdüm ve tahminin yok. Ne kadar yaşar, kaç kişi takip eder; bilmiyorum. Çok da önemsemiyorum bunu. Vicdanım rahatlasın, öldükten sonra hesabımı kolaylaştırsın, bana yeter.

Ben başlattım, siz devam ettirin. Yolculuğumuz hayırlı olsun.

www.kadirdurgun.com