Çingeneleri Böyle Bilmezdim

0
443

               Hem öğretim hem eğitim, denir ya… Ben hem öğretildim hem eğitildim. Şimdi Roman diyorlar, bizim zamanımızda Çingeneydi. Yaptığım konuşmada kendilerine de söyledim: Benim çok sevdiğim Çingene kelimesini siz niye değiştirdiniz? Ben elamanlarımdan sevdiğim kızlara Çingene, en güzeline de Çingiş derdim. Şimdi bunlara ne isim vereceğim? Gelin, siz yine benim gözümde, benim tasarladığım gibi Çingene olun. Bu sözler üzerine solunda bulunan bütün Çingeneler, moda tabirle, Romanlar ellerini patlarcasına beni alkışladılar.

               18-19 Mart’ta “Üniversiteli Romanlar, Başiskele Çalıştayı”na davet edildim. Çalıştay’ı Roman Dernekleri Federasyonu ile Sakarya Üniversitesi Sosyal Hizmet Bölümü ortaklaşa tertiplemişti. Değerli dostum Yard. Doç. Hasan H. Taylan Bey’in davetini kıramadım. Bir katkım olur düşüncesiyle masaların birinde yer aldım. Masamızın çalışma başlığı “Gençlik Hizmetleri” idi.

               Masamızda Sosyal Hizmetler Bölümü öğrencileri ile iki farklı Roman Dernek Başkanı Vahdettin Bey ile Tolga Bey de yer aldı. Diğer masalarda Türkiye’nin değişik yerlerinden gelen Roman dernek yöneticileri, sivil toplum temsilcileri, akademisyenler vardı. Biz Roman gençlerinin problemleri üzerinde durduk.

               Sorunlar ve Çözüm Önerileri başlıklarında yaptığımız iki devrelik çalışmamızın giriş konuşmasında ülkemizdeki “ötekileştirme” alışkanlığına dikkat çektim. Ötekileştirmenin, birlikte yaşamak zorunda olan toplumlar için bir güve olduğunu, bu ahlakın terk edilmesi ile toplumlardaki ayrışmaların ortadan kalkacağını, birbirini kucaklamakta zorlanmayan bireylerden oluşan bir güven toplumu meydana geleceğini söyledim. Erkek egemen bir toplum olarak kadın cinsini ötekileştirdiğimize ait deyimleri, ata sözlerini örnek verdim. Hatta köpeklerimize bile “Arap” ismi vermemizin mahcubiyetini duyduğumu söyledim.

               Çalıştaya katılan üniversite öğrencileri gözlemlerini, düşüncelerini, tekliflerini paylaştılar. Sorulara en çok muhatap olan ve düşünceleri dikkatle dinlenen kişiler Romen dernek temsilcileriydi. Vahdettin Bey’in çalışma sonunda “Bizimle ilgili düşünceleriniz değişti mi?” diye sorması ve diğerlerinin “Ben hiç böyle düşünmüyor ve bilmiyordum, artık Çingenelere daha farklı ve pozitif gözle bakacağım.” demeleri dikkat çekiciydi.

               Çalıştay’ın birinci ve ikinci gününde, çalışmaların dışında gruplar halinde sohbetler edildi, yemekler yendi, çaylar içildi, zaman ve mekân paylaşıldı. Bir tiyatro gösterisi yapıldı. Toplantı sonunda toplu fotoğraf çekiminden önce katılımcılar, sahneye çıkarak, ilahi korosuna bir parçayla eşlik etti.

               Romanler, dezavantajlı gruplardan olduklarını kabul ediyorlar, ama bunu çok da önemsemiyorlar. Sokak düğünlerinden vazgeçemeyeceklerini, erken yaşta evlenmenin cinsleri korumaya yönelik olduğunu, fakat evlilikte yaş ortalamasının gittikçe yükseldiğini söylüyorlar. Öğrenim düzeylerinin düşük olmasından rahatsızlar, fakat bunun nedeni olarak toplumun kendilerini dışlamasını ve yoksulluklarını gösteriyorlar. Tek evli yaşıyorlar. Dinlerine, geleneklerine bağlılar. Vatan, bayrak sevgisi üst düzeyde. Kendilerinden olmayanlara karşı oldukça saygılılar, fakat birbirlerine karşı saygıları aynı seviyede değil. Dayanışma kültürleri pek gelişmemiş. Kimliklerini, istemeseler de, gizlemek zorunda olduklarını söylüyorlar. Buna ilişkin ilginç örnekler veriyorlar. Hayatı pek ciddiye aldıkları söylenemez. Hükümetin son dönemdeki açılımını samimi buluyorlar ve devam etmesini istiyorlar.

               Çalışmalarımızın bir yerinde, devletin Romanlara yönelik son zamanlarda geliştirdiği açılımın, Romanlar kadar devlet için de gerekli olduğunu, çünkü komplekssiz şekilde her türlü kirli işi yüksünmeden yapan Romanların büyük bir potansiyel olduğunu, bunun topluma ve ülkeye iş gücü olarak kazandırılmasının zekice bir keşif olduğunu belirttiğimde, bütün yüzler, değer bilinir bir cümle duymanın mutluluğu ile tebessüm etti.

               Veren el, alan elden üstündür, demiyorum; veren al, alan elden daha kazançlıdır, diyorum. Devlet, inanç ve kültürlerinden dolayı ötekileştirilen gruplara el verdikçe kendisi kazanıyor, ülke kazanıyor. Ön yargılar yıkıldıkça insanlar birbirini tanıyor, birbirine güveniyor, bu topraklar bize vatan oluyor. Vatan, birkaç dosttur.

               Meğer, benim ne kadar çok dostum varmış, geç keşfettim. Yola devam…

               Kadir Durgun