Çocuğu Köpekten Kurtaran Kişi, Iraklıysa

0
274

Çocuğu Köpekten Kurtaran Kişi, Iraklıysa
Elimde bir fotoğraf. Gördüklerim şunlar: Yer, Afrika’nın vahşi ormanlarının içinde bir nehir. Nehrin içinde bir timsah, kara tarafında bir aslan. Timsahla aslan arasında bir zebra. Nehirdeki timsah zebranın arka ayaklarından, karadaki aslan ön ayaklarından tutmuş, çekiyor. Fotoğrafta zavallı zebranın çaresizliğini görüyor, acısını hissedebiliyor, çığlıklarını duyabiliyorsunuz.
Bu görüntüye bakarak değişik yorumlar yapabilirsiniz. İlk yorum, “Aslan, zebrayı hem boğulmaktan hem terörist timsahın elinden kurtarmaya çalışıyor.” olabilir. Baktığınız yere, sosyal hayattaki konumunuza, içinde bulunduğunuz kültüre, beklentilerinize göre yorumlar değişebilir. En doğrusu ve gerçek olan nedir? Hepsi doğru veya hiçbiri doğru değil; biri doğru, diğerleri aldanış da diyebilirsiniz. İşi daha özelleştirerek görüntüyü, Amerika’nın, Avrupa’nın Ortadoğu politikalarıyla özdeşleştirebilirsiniz: “Tavşan kaç, tazı tut.”; “iki ucu pis değnek”; “Denize düşen yılana sarılır.” deyim ve atasözlerini kullanabilirsiniz tabloyu anlatmak için.
Yer, Amerika Newyork… Genç anne, iki yaşındaki çocuğu ile caddede gezinti halindedir. Yanlarından geçmekte olan başıboş sokak köpeği çocuğa saldırır. Çocuğun feryatlarına, annenin çığlıklarına rağmen kimse onu köpeğin ağzından alamaz. Biri uzaktan koşarak gelir, köpeğin kafasına sert cisimle vurur, köpeği öldürür ve çocuğu kurtarır. Kalabalık içindeki gazeteci, “Bravo, yarın senin için bütün gazeteler ‘Kahraman Amerikalı bir çocuğu köpeğin parçalamasından kurtardı.’ diye yazacak”, der. Yabancı, “Ben Amerikalı değilim.” diye cevap verir. Gazeteci, bu defa “Öyleyse gazeteler, ‘Kahraman Newyorklu bir çocuğu azgın köpeğin ağzından aldı.’ diye manşet atacaklar.” der. “Newyorklu da değilim.” der, yabancı. Gazeteci nereli olduğunu sorunca “Iraklıyım.” cevabını alır. Gazetelerin, ertesi gün haberi nasıl verdiklerini merak eden Iraklı, gazetelerde, “Radikal İslamcı, masum bir köpeği öldürdü.” manşetiyle karşılaşır.
Haberin namusu kişiyi gazeteci, sözün namusu insan yapar. Namuslu insan mı kaldı ki namuslu gazeteci olsun, dediğinizi duyar gibiyim.
Sosyal olayların bizde oluşturduğu aksülamel, olguların uyandırdığı çağrışım o kadar farklı ki bu herc ü merc içinde ne kendimizi ne de dışımızdaki insanları tam manasıyla anlayabiliyoruz. Fotoğraftaki timsah, karnını doyurma derdindeyken zavallı zebra canını kurtarma derdinde. Her yerde karnını kolayca doyurma imkânına sahip aslan ise belki de egemenliğini tescil ettirme amacında.
Renkleri aldığınızda eşyanın, ayrıntıları aldığınızda duyguların, çelişkileri aldığınızda düşüncenin, değerleri aldığınızda insanın anlamı kalmaz. Hayat, çelişkiler, farklılıklar üzerine kurulmuş ve anlamlandırılmıştır. Her farklılık; bir hareket, bir çatışma doğurur. Hareket ve çatışma, hayatın dinamiğidir.
Olay ve olgulara yüzeysel bakarsak, çocuğu köpeğin ağzından kurtararak kahramanlık örneği gösteren kişinin Iraklı olduğunu öğrendiğinde onu tahkir eden cümleyle haberleştiren Amerikalı gazeteci için “şerefsiz” sözcüğünü kullanabilirsiniz. Bu, hiçbir şeyi değiştirmeyecektir. Yobazlık, bağnazlık, çifte standart, karşıtlarıyla beraber hayatın rengidir. Bu renkler dün de vardı, bugün de var, yarın da olacaktır. Burada önemli olan, sizin bu renkler arasından hangisini seçtiğiniz ve yerinizi nerede belirlediğinizdir.
Hayatta bulunduğumuz yer, tercihimiz ve çabamızın sonucudur. İnancım odur ki Yaratan, dağıtım değil tanıtım yaparak bizi serbest bırakmıştır. Dağıtımda muhatabına, yani biz insanoğluna, bir görev dayatma, tanıtımda ise tercih hakkı vardır. Biz tercih ettiğimiz perspektifimizle, edindiğimiz renklerle eşya ve olaylara yorum getirir, değer verir, mana katarız. Kattığımız anlam, bulunduğumuz yeri işaret eder.
İşin künhüne vakıf olmak, hakikatini kavramak, hikmetini idrak etmek sözlerini zaman zaman kullanır ve rahatlarım. Böylece farklılıklar arasındaki kavganın enstrümanı olmaktan kendimi kurtardığımı düşünür, dinginliğe erer, huzur bulurum. Kim, neden, niçin, nasıl, ne hakla, ne demiş gibi soruların esiri olmam. Olay ve olguları öyle veya böyle yorumlamak, bir varlık gereğidir, insan gerçeğidir; bu, dün de bugün de böyledir; hep böyle olacaktır. İnsanın kaderidir.
Şimdi, aynı ortamdaki aslan, timsah ve zebranın varlık mücadelesine yeniden bakalım. Kim ne derdinde? Peki, çocuğu ölümden kurtaran Iraklıya “radikal İslamcı terörist” diyen Amerikalıya ne diyeceğiz? Dünya dönüyor!…
Kadir Durgun
kadir@kadirdurgun.com

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here