<<< Önceki Sayfa

SÖZCÜKTE ANLAM

      Tek başına anlamı olan ya da cümlede anlam kazanan ses veya ses birliğine “sözcük(kelime)” denir.
İnsanlar duygu ve düşüncelerini “sözcük” dediğimiz anlamlı birliklerle ifade ederler.
Bir ses birliğine “sözcük” diyebilmek için, onun tek başına anlamlı olması gerekmez, cümlede bir anlamı karşılaması da yeterlidir.
“Ali ki her girişimine beni de dahil etmek isterdi.” cümlesinde toplam dokuz sözcük vardır.
      Kelimeler, birer canlı organizmadır. Tıpkı diğer canlılar gibi doğar, gelişir, ölür. Bölgesel anlam ve söyleyiş farkına sahiptir. Ayrıca kelimeler kullanıldığı yere göre anlam özelliği ya da değeri kazanır. Sözcükleri bu yönüyle inceleyelim:


1. Sözcüklerin Anlam Özellikleri

a) Gerçek Anlam:

       Bir sözcüğün herkes tarafından bilinen anlamıdır, yaygın anlamıdır. Örneğin, “burun” dediğimizde herkesin aklına koklama organımız gelir. “Temizlemek” sözcüğü gerçek anlamıyla “temiz duruma getirmek, paklamak, arıtmak”tır. “Yanık simite bile özenmişti çocuk.” cümlesinde “yanık” gerçek anlamıyla kullanılmıştır.

Gerçek anlam da kendi içinde ikiye ayrılır:

a.1  Temel Anlam
a.2  Yan Anlam

a.1. Temel Anlam, sözcüğün konuluş anlamıdır. Bir sözcüğün karşılığı olarak sözlükte gördüğümüz ilk anlam, sözcüğün temel anlamıdır.
 “Ses” sözcüğünün “kulağın duyabileceği titreşim, “deniz” kelimesinin “yeryüzünü örten engin su” karşılığı hep temel anlamlıdır.

 a.2. Yan anlam, sözcüğün zaman içinde kazandığı ancak ilk (temel) anlamıyla şekil ve anlam ilişkisini devam ettirdiği ikinci derecedeki anlamıdır. Şu cümlelerde altı çizili sözcükler yan anlamlarıyla kullanılmıştır.


Ayağında burnu aşınmış ayakkabı vardı.
Bu bölgenin insanları hep yanık tenlidir.
Kapının kolunu onarmak gerekiyor.

Bir örnek çalışma yapalım:
1. Su testisi su yolunda kırılır.
2. Göz ameliyatı için randevu almalıyım.
3. Kadın, kocasının ellerine su döküyordu.
4. Kendisine yeni bir elbise almıştı.

a) Köyü ortalayan bu su çok can aldı.
b) Yaralarım göz, göz oldu sevdamdan.
c)Tavuklara bolca yem dökmeliydin.
d) Sınıfa yeni gelen öğrenci zeki birine benziyordu.

Yukarıdaki örneklerde birinci grupta altı çizili sözcükler temel, ikinci gruptakiler ise yan anlamıyla kullanılmıştır.

b. Mecaz Anlam:

Sözcüklerin, temel ve yan anlamlarından zaman içinde uzaklaşarak kazandığı anlamıdır.
 Mecaz kullanımda bir sözcüğün başka bir bir sözcük yerine kullanılması esastır. Mecaz kullanımda anlatıma etkinlik, çarpıcılık kazandırmak amaçlanır.
Şu cümlelerde altı çizili sözcükler mecaz anlamlarıyla kullanılmıştır:
Sevgi bütün kötülükleri eritir.
Ali, o zor işi üç günde temizledi.
Davranışlarıyla ne kadar küçük biri olduğunu gösterdi.

Sözcüklerin mecazlaştırılmasında belli yollara başvurulur:

a) Parça-bütün ya da bütün-parça ilişkisi:
Bu kullanımda bir varlığın parçası söylenir, bütünü; ya da bütünü söylenir, parçası kastedilir.

Örnek: 1. Beklediğimiz gemi Üsküdar’a yanaşıyor.
2. Üç bardak içti; ama harareti geçmedi.
a.  Kendisi iyi bir kulaçtı, onu erken kaybettik.
b.  Ünlü yumruklar bu akşam ringe çıkıyor.

 Birinci grup örneklerde varlığın bütünü söylenmiş, parçası anlatılmak istenmiştir. Üsküdar, iskele yerine; bardak, su yerine kullanılmıştır. İkinci grup örneklerde ise varlığın parçası söylenmiş bütünü kastedilmiştir. Kulaç, yüzücü; yumruk, boksör yerine kullanılmıştır.
 Bu türlü mecazlı kullanmıma “mecaz-ı mürsel” veya “ad aktarması” denir.

b) Sanatçı-yapıt ilişkisi:
Sanatçının adı söylenir, eserleri kastedilir.
Bu gece hep Mozart’ı dinledim.
c) Yön-yer ilişkisi:
Yön isimleri belli bir yer veya bölge için kullanılabilir.
Kuzeyin acımasız politikaları güneyin geri kalmasına neden oldu.

d) Zaman isimlerinin kullanılması

17. yüzyıl Galile’yi anlamadı, ama 19. yüzyıl göklere çıkardı.

e) Soyutlama:
 Somut anlamlı kelimelerin soyut anlamıyla kullanılmasıdır.
O karanlık günleri bir daha toplum olarak yaşamamalıyız.
f) Benzerlik ilişkisi (istiare)
Aralarında benzerlik ilişkisi bulunan iki sözcükten birinin diğerisinin yerine kullanılmasıdır.
Asrın baş eğdi sandığı at şaha kalkıyor.
Şakaklarıma kar mı yağdı ne var


Not: İstiare, kendi içinde ikiye ayrılır. Bu konuya, edebi sanatlarda bir daha temas edilecektir.

g. Argo: 
 Bir sözcüğün kullanılan ortak dilden ayrı olarak aynı meslek veya topluluktaki insanların, serserilerin, külhanbeylerinin dilinde kazandığı anlamıdır.
 “Araklamak”, “çalmak” anlamıyla, “gaza basmak”, “def olmak, gitmek” anlamıyla argodur. Röntgenci, dingil gibi kelimeleri de hatırlayabiliriz.

 c. Terim Anlam:

 Bir sözcüğün, belli bir meslek, sanat dalında ya da bilim alanında kazandığı özel anlamdır. Kafiye, cinas, mübalağa (edebiyat) omurga (biyoloji), dörtgen, açıortay (geometri)…

Uyarı: Aynı sözcük bir kullanımda terim olabildiği gibi diğerlerinde olmayabilir.
Örnek: Akşam olunca ilk işim perdeyi kapamaktır.
 Üçüncü perdede oyunculardan biri bayıldı.

2.Sözcüklerde Anlam İlişkileri

a) Eş Anlamlı (anlamdaş) Sözcükler:

 Yazılışları ayrı; ancak anlamları aynı olan sözcükler arasındaki ilişkidir. Aslında Türkçe sözcükler arasında anlamdaşlığa pek rastlanmaz. Aynı anlamı veren sözcüklerden biri Türkçedir, diğeri dilimize yabancı dillerden girmiştir.
Örnek: soru = sual, yanıt = cevap, çağrı = davet,
bağımsızlık = istiklal, birlik = beraberlik…
Not: Sözcüklerin eş anlamlılığını cümle içindeki kullanımına göre düşünmeliyiz. Bir cümle için geçerli olan eş anlamlılık ilişkisi diğer cümle için geçerli olmayabilir.
Örnek: O kara günleri bir daha yaşamak istemiyorum.
cümlesindeki “kara” sözcüğünün yerine eş anlamlı olan
“siyah” getiremeyiz.

b) Karşıt (zıt) Anlamlı Sözcükler:

 Anlamları, birbirinin zıttı(karşıtı) olan, sözcüklerdir.
Ağlamak-gülmek, uzun-kısa, iyi-kötü, yaşlı-genç…
Çirkin ile bal yenmez, güzel ile taş taşı.

Not: Her sözcüğün karşıtı yoktur. Sözcüğün karşıtı, cümle içindeki kullanımından çıkarılır. Ayrıca bir sözcüğün olumsuzu karşıt anlamlısı sayılmaz. Örneğin, “gitmek” sözcüğünün olumsuzu “gitmemek”tir, ama karşıtı “gelmek” tir.

c) Sesteş (eş sesli) Sözcükler:

Yazılışları ya da söylenişleri aynı; ancak aralarına hiçbir anlam ilgisi bulunmayan sözcüklerdir.

Örnek:
yaz: mevsim adı
yaz: yazmak eylemi

Şu sözcükler arasında da sesteşlik ilişkisi vardır:
El: insan uzvu
El: yabancı

Az: çok olmayan
Az: azmak eylemi

Not: Bir sözcüğün yan ya da mecaz anlamlı kullanımı sesteşlik ilişkisine neden olmaz. Sesteş sözcükler arasında hiçbir anlam ilgisi bulunmamalıdır.
“Adam, ocak başında oturan çocuğun başını okşadı.” cümlesinde “baş” sözcükleri arasındaki ilişki yan anlamlılık ilişkisidir.

d) Yakın Anlamlı Sözcükler
Birbirlerinden değişik nüanslarla ayırt edilen kavramları karşılayan sözcüklerdir. Bunlar eş anlamlı sayılmaz. “soğuk” ve “serin”, “acımak” ve “üzülmek”, “atmak” ve “fırlatmak”, “küçük” ve “ufak” sözcükleri arasında bir yakın anlamlılık söz konusudur.

e) Uzak Anlamlı Sözcükler
 Anlamca karşıt gibi göründüğü halde karşıtlık anlamı içermeyen sözcüklerdir.
Örneğin, “Soğuk” sözcüğünün karşıt anlamlısı “sıcak” olduğu halde uzak anlamlısı “ılık” tır. Aynı şekilde “küçük” sözcüğünün uzak anlamlısı “iri”, ancak karşıt anlamlısı “büyük” tür.

f) Özel ve Genel Anlamlı Sözcükler
 Söylendiğinde pek çok varlığı aklımıza getiren sözcükler “genel anlamlı”, bir varlığın adı olan sözcükler “özel anlamlı” dır.
Örneğin, pırasa Æ sebze Æ bitki Æ canlı Æ varlık sözcükleri arasında özelden genele doğru bir sıralanış söz konusudur.
Bu sıralanışta bir sözcük kendinden bir öncekine göre daha genel bir anlam içermektedir. Şu sıralanış da genelden özele doğrudur: Varlık Æ canlı Æ insan Æ Ahmet

g) Somut ve Soyut Anlamlı Sözcükler
 Beş duyumuzla (görme, işitme, koklama, dokunma, tatma) algıladığımız varlıkları karşılayan sözcükler somut anlamlı, bu duyularımızla algılayamadıklarımızı karşılayan sözcükler ise soyut anlamlıdır.
Somut anlamlı sözcükler: su, rüzgâr, gürültü …
Soyut anlamlı sözcükler:  kin, öfke, sevgi, medeniyet…
Bazen somut anlamlı sözcükleri, soyut anlamıyla kullanabiliriz. Bu bir anlam genişlemesi olduğu gibi aktarma çeşididir. Örneğin, “Bunu yapmaya yürek ister.”

h) Nitel ve Nicel Anlamlı Sözcükler
Bir varlığın ölçülebilen, sayılabilen özelliğini bildiren sözcükler nicel anlamlıdır; sayılamayan, ölçülemeyen, miktarca azalıp çoğalmayan özelliğini bildiren sözcükler nitel anlamlıdır.
a.1 Birkaç gün
a.2 soğuk hava
a.3 yüksek tepe
b.1 ileri düşünce
b.2 helal kazanç
b.3 soğuk savaş

Bu örneklerinde a’daki altı çizili sözcükler nicelik, b’deki altı çizili sözcükler nitelik bildiren nitel anlamlı sözcüklerdir.

3. Sözcüklerde Anlam Olayları


Sözcükler canlı varlıklardır. Onlar da tıpkı diğer canlılar gibi doğar, gelişir, zamanla yok olur. Bu süreç içinde birtakım olaylara uğrar. Bunlar şunlardır:

a) Anlam Genişlemesi
 Konuluş anlamı itibariyle bir varlığı, bir olguyu karşılayan bir sözcüğün zamanla başka durumlar için de kullanılır olmasıdır. “Alan” sözcüğü eskiden “düz ve açık yer” anlamında kullanılırken bugün anlamını genişleterek “bir konu ya da çalışma çevresi” anlamında kullanılır olmuştur. Şu sözcüklerin de konuluş anlamıyla birlikte genişlemiş anlamını düşününüz: Dal, yol, yüz, sayfa, köprü, bel, kuzu…

Not: Sözcüklerin yan ve mecaz anlamlarıyla kullanılması birer anlam genişlemesi olayıdır.

b) Anlam Daralması
 Kelimelerin, önceden anlattığı şeyin; zamanla ancak, bir bölümünü, bir anlamını karşılar duruma gelmesidir. Mesela, önceden bütün meyveler için kullanılan “yemiş” sözcüğü zamanla bu anlamını daraltmış sadece “incir” anlamıyla kullanılır olmuştur.

 
c) Anlam Değiştirme
 Bir sözcüğün eskiden karşıladığı bir durum ya da olgudan uzaklaşarak yeni bir durum ya da olgu için kullanılmasıdır. Bazı kelimeler eski ve yeni anlamlarıyla aşağıda gösterilmiştir:

Sözcük Eski Anlam Yeni Anlamı

koca yaşlı adam erkek eş
karı yaşlı kadın bayan eş
tütün duman tütün bitkisi
uçak havaalanı ulaşım aracı

d) Aktarmalar

1.Ad Aktarması
Bu konu, mecaz bölümünde anlatılmıştı.
2. Deyim Aktarması
Aralarında benzerlik ilişkisi kurulan iki varlıktan biriyle ilgili bir özelliği ya da kavramı diğerine aktarmaktır. Kullanım yönüyle istiareye benzer. Deyim aktarmaları, insandan doğaya, doğadan insana, doğadan doğaya biçiminde olur.
 Hüzünlü sonbaharla aynı kaderi paylaşıyoruz.
(İnsandan doğaya aktarım)
Sert ifadeli ancak yumuşak huylu insandı.
(Doğadan insana aktarım)
Rüzgârın saçları okşuyordu tenimizi.
(Doğadan doğaya aktarım)

e) Dolaylama
 Anlatımı etkili kılmak için tek sözcükle anlatılabilecek bir varlığın veya durumun birden çok sözcükle anlatılmasıdır. “Kömür” için “kara elmas”, “balık” için “derya kuzusu”, “askerlik” için “vatan borcu” denmesi birer dolaylamadır.

4. Sözcük Öbekleri

a) Deyimler
En az iki sözcükten oluşan, bir durumu karşılamak amacıyla kurulan, anlamı çekici kılıp anlatmayı kolaylaştırıcı özelliğe sahip kalıplaşmış söz topluluğudur.

Deyimler şu özelliklere sahiptir:
a. Birden fazla sözcükten oluşur.
b. Zihnimizde bir imaj oluşturur.
c. Anlatımı renkli kılar.
d. Sözcükler çok kere kendi(gerçek) anlamının dışında kullanılır.
e. Kalıplaşmış bir söyleyişi vardır. Deyimden hiçbir sözcüğü çıkaramayız, sözcüklerin yerlerini değiştiremeyiz, eş anlamlısını kullanamayız.

Örnek: Dört elle sarılmak, ocağına düşmek, aba altından değnek göstermek, yoldan çıkmak, etekleri zil çalmak, kafası atmak…

b) İkilemeler
Anlatımı güçlendirmek, renklendirmek gibi amaçlar için aynı, yakın ya da zıt anlamlı sözcüklerin birlikte kullanılmasıyla oluşturulan söz gruplarıdır. Ağır, ağır, köşe bucak, delik deşik, irili ufaklı, eski püskü birer ikilemedir.

KİTAP SİPARİŞ FORMU İÇİN TIKLAYINIZ...






<<< Önceki Sayfa

© 2014 Kadir DURGUN
NEO Web Tasarım, hosting ve internet hizmetleri Web Tasarım