Değerler Anaforu

1
604

 

Tarihte yaptığı putu yiyen kişi ya da kabilelerin olduğunu okumuştum da öldürdüğü kişi ya da nesneyi putlaştıran bir zihniyetin olduğunu hiç okumadım. Böyle bir topluluğun olup olmadığını araştırma görevini tarihçilere ya da ilkel medeniyetleri inceleyen araştırmacılara bırakıyorum.

Nereden çıktı bu laf demeyin lütfen. Biz, ilginç bir toplumuz. Önce öldürüyoruz, sonra öldürdüklerimizi kahraman yapıyoruz. Bunun örnekleri, başka toplumlarda az da olsa var, bizde daha çok.

Bugün arabayla giderken bir üst geçitte şu yazıyı okudum: “Şehit Muhsin Yazıcıoğlu Üstgeçidi”

Muhsin Yazıcıoğlu için söylenecek sözüm yok. Şehitlik konusunu da ilahiyatçılara havale ediyorum. Absürt olan şu: Öldürdüğümüz kişileri daha sonra kahraman yapıyoruz. Onların isimlerini, stadyumlara, köprülere, okullara vb. kalıcı eserlere, mekânlara veriyoruz. Adnan Menderes, Korkut Özal, Muhsin Yazıcıoğlu, Kubilay, Erbakan, Abdülhamit vb… Bu isimler, ya astığımız, zehirlediğimiz ya da bir şekilde kıymetini bilmeyerek cezalandırdığımız insanlar. Adama, “Kardeşim kahraman yapacaktınız o halde ne diye bu insanları astınız, cezalandırdınız, değersizleştirdiniz?” diye sormazlar mı? Bizi tanımayanlar ve bizden sonraki nesiller, bizi tuhaflamazlar mı? Bu isimleri ya itibarsızlaştırırken hata yaptınız ya da sonra kahramanlaştırarak hata yapıyorsunuz? Bu ne trajik komedidir? Hangi toplum. Bu kadar kısa tarihi içinde bu kadar gel git yaşamıştır? Değerliler ve değersizler arasındaki uçurumun bu kadar fazla olduğu bir toplum sizce sağlıklı bir toplum mudur? Bugün kahraman yaptığını yarınlarda değersizleştirmeyeceğinin ya da bugün itibarsız olanı yarınlarda kahramanlaştırmayacağının bir garantisi, ölçüsü olamaz mı? Değerler noktasında henüz bir ölçü oluşturamamış, bir perspektif tespit edememiş toplumda yaşamak sizi ne kadar mutlu eder? Bu toplum ve toplumu oluşturan bireyler ne kadar sağlıklı düşünüyorlardır?

Bu çelişkinin iki nedeni olabilir: Ya intikam duygusunun beslediği rövanş ya da vefa duygusunun beslediği özür. Birinci neden, sağlıklı değil. Geçmişinden intikam alma düşüncesiyle sürekli rövanş halindeki bir toplum hiç de sağlıklı değildir. Bitmeyen bu duygu, döner bir gün duygu sahiplerini de yok eder. Kendisiyle, geçmişiyle kavgalı bir toplum, her gün aslında kendi kuyusunu kazmaktadır. İnsani yüce bir değer olan vefadan kaynaklanıyorsa bu davranışlar, takdire değerdir. İnsanlar gibi, toplumlar da yanlış yapabilir. Bir süre sonra bu yanlıştan dönerek özür anlamında, geçmişte cezalandırdığı kıymetli insanları ismen tekrar diriltmesi o toplum için erdemdir, tekâmüldür. Toplumun, hatasını kabul ederek o isimlerden özür dilemesi, kişilerle ya da onların temsil ettiği düşüncelerle barışması, kendisiyle barışık toplum olmanın güzel bir hamlesidir.

Değerbilirlik, vefa, ileriye dönük büyük mesajlar verme adına büyük eserlere değerli insanların isimlerinin verilmesi, şimdilik yaygın bir uygulama ve genel bir kabul görmüş durumda. Ancak, bu uygulamaların toplumun bir kesimi tarafından yeterince sindirilemediğini de, maalesef, görüyorum. Bu yarayı tedavi edecek merhem, ortak bir tarih ve ülkü bilincidir.

Artık tarihimizi doğru okumalıyız. Bize giydirilen deli gömleğini çıkarmalıyız, tarihe mal olmuş kişi ve olayları bütün çıplaklığıyla ve gerçekliğiyle öğrenmeliyiz, çocuklarımıza öğretmeliyiz. Geçmiş bilgisi ve bilinci doğru olursa adına ülkü dediğimiz gelecek bilinci de kendiliğinden doğru olacaktır. Bunun için fazla yorulmaya gerek yok. Prangaları kırmak yeterli.

Taşlar yerine konsun, su, kendi yolunu bulur.

www.kadirdurgun.com

 

1 YORUM

  1. Değer kavramı ile inanış kavramı nı çözmemiz lazım Kadir Hocam bizim yapımızda bu eksiklik var değer verdiği miz ile inandığımızı aynı karede toplayamıyoruz bunu cözdüğümüzde bir çok sorun kendiliğinden çözülecek tir inşaallah.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here