Dil, Kalbimizin Aynası

0
575

 Kertenkele, duyduğuma göre bahis kazanmışsın, anlat bakalım, kazandığın bahsin hikâyesini!
Üstadım! Geçen gün arkadaşlarla ip cambazını seyretmeye gittik. İp bir hayli uzundu, cambaz acemi birine benziyordu. Ben, “Bu adam, ipten düşer.” dedim; arkadaşım, “Düşmez.” dedi. Cambaz, ipten düştü, ben de bahsi kazandım.
Aslında sen bahsi kazansan da baştan kaybetmişsin, farkında değilsin. Bir defa, kurduğunuz cümle sizin olaylara yaklaşımınızı, hayata bakışınızı yansıtıyor. Bahse konu olan cümleniz, şöyle kurulmalıydı: “ Bu adam, karşıya geçer ya da geçemez.”
Ne fark eder üstadım? Düşmeyince zaten geçmiş olmayacak mı?
Cambaz için fark etmez; ama senin için çok fark eder. Kişilerin, kullandığı sözcükler, kurduğu cümleler; hatta seslerinin tonu onların hayatı algılayışlarını, insana bakışlarını yansıtır. Buna “üslup” diyoruz. Söz, kişinin aynasıdır. Aynı söz, bazen iş bitirir, bazen baş yitirir. Biz bunun farkında değilizdir. Fıçının içinde ne varsa, dışına o sızar. Senin içinde bal varsa, ağzından bal gibi cümleler çıkar. Kalbin kararmışsa, dışına katran sızacaktır. Bakınız, “Düşer.” diyerek cambazın başarısızlığını temenni ediyorsunuz. “Geçer.” deseydiniz, başarısını temenni edecektiniz. Kalbindeki bu pası silmemiz gerek.
Üstadım, size kendimi beğendiremiyorum; gene beni bir yerden vurdunuz.
Kertenkele, sana bir öykücük anlatayım. Adamın biri denize düşer. Onu gören biri kurtarmak ister. Elini uzatır: “Ver elini, haydi ver elini!” der. Denizdeki, çırpınmaya devam eder, yardım etmek isteyen kişiye tenezzül etmez. Çırpınan adam boğulmak üzeredir. Denizdekini tanıyan ve diyalogu gözleyen biri: “Ver elini demeyeceksin, al elimi, diyeceksin; o zaman yardım teklifine cevap verir, der. Yardımsever kişi: “Al elimi!” deyince denizdeki, yardım elini verenin elinden tutar ve kurtulur.
Üstadım, buna “cimrilik” denir. Bu kişi, hep almaya alışmış, hiç vermemiş. Almayı bildiği kadar vermeyi de bilseydi, o durumda almak ile vermenin aynı şey olduğunu bilecek, bu ölümcül duruma düşmeyecekti.
Denize düşün adamla, sen birbirinize çok benziyorsunuz. Kullandığınız sözcükler, aynı dünya görüşünün yansıması. İkinizin de kalbinde temizlenmesi gereken paslar var. Bu tür insanlar, hayatta başarılı olsalar dahi, değerli olamazlar.
Üstadım, başarılı olan zaten değerli ya da değerli olan zaten başarılı değil midir? Yine, anlamakta zorlanacağım sözler söylüyorsunuz.
Başarı ve değerli, farklı kavramlardır. Her başarı, kişiyi değerli kılmaz. Başarılı olmak, alıcı olmayı; değerli olmak, verici olmayı gerektirir. Kişinin, aldıkları verdiklerinden fazlaysa o başarılıdır, verdikleri aldıklarından fazlaysa o değerlidir. Bir kariyeri, serveti olmadığı halde “değerli” diyebileceğimiz pek çok insanı hatırlamaya çalış. Bu arada, bulunduğu dönemde başarılı olmuş; ancak insanlığa bir değer katmamış, tarihin hafızasında yer edinmemiş kişileri de düşün. Cimriler, kötümserler başarılı olabilirler; fakat cömertler, iyimserler değerlidirler. Başarılı olmak, değerimize değer katmak için gerekirse, meşrudur. Bize bir değer katmayan, topluma ve bizden sonrakilere yararı olmayan başarı ürünleri kişiler için bir kuru yüktür. Bu yük, insanı ezmekten gayrı bir işe yaramaz. Yalnız başarıya endeksli eylemler, insanı meşru olmayan yollara da yöneltebilir.
Üstadım, bir padişah hikâyesi vardı, hani padişah rüya görmüş, o rüyayı yorumlayanların bazıları kellelerini kaybetmiş, bazıları da bol altın kazanmıştı…
Aferin, konuyu kavramaya başladın. Öyleyse, kullandığımız sözcükler, kurduğumuz cümleler, kişileri ısıtmalı ve ışıtmalı.
Yani, biz güneş olmalıyız, değil mi üstadım!

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here