Dostluğa Veda mı?

0
1879

Dostluk dediğin güzel bir kitap
Hava gibi
Su gibi
Ekmek gibi
Vazgeçilmez bir tad
Sonuna kadar dayanmak şart
Dostluk dediğin eşsiz bir kitap
Sevmediğin sayfaları varsa atla
Sayfayı kökünden yırtmak şart mı

Bu dizelerin sahibi Bedri Rahmi Eyüboğlu ve onun gibi pek çok şair, şiir yazmış; vecizeler, atasözleri söylenmiş dostluk üzerine. Şarkılar okunmuş, gözyaşları dökülmüş, kavgalar yapılmış… Bir türlü içi doldurulamamış, anlamı kavranamamış dostluğun. Dostluk, istismar edilmiş, kirletilmiş bir sözcük.

Dosttan, dostluktan bahsedilir. Bir dostluk hukukundan, ahlakından söz edilir. Kimdir dost, nedir dostluk? Ucu açık, bulunduğu kabın şeklini alan ab-ı hayat. Dost ve dostluk arayanlar bakmışlar ki insanlar kendisinin ve birbirinin yurdu olmak yerine kurdu olmuş, aradıkları Kızılelma bu dünyadan göç etmiş, kendilerine ya kara toprağı ya Yaratan’ı dost edinmişler.  Tanımını sözlüklere, izahını ahlakçılara, özlemini şairlere ve âşıklara bırakıyorum.

Kaç dostumuz oldu, kaç kişiyle dostluk kurabildik bugüne kadar? Dost dediklerimiz bizimle niçin dost oldular, nereye kadar oldular? Dostluk kuranlar, neyin dostluğunu yaptılar, ne kadar yaptılar, dostluk duygusuyla bizimle hala beraberler mi? Acıtıcı sorular bunlar.

Beceremiyoruz dostlar, dost olabilmeyi, dostluk kurabilmeyi, dost kalabilmeyi. “Dostlarımı azalttım, bir de baktım ki düşmanlarım azalmış.” diyen bir Batılı düşünürü haklı çıkarıyoruz. Birbirine zıt bu iki dünyayı ne kadar iç içe yaşıyoruz? Demek ki dost kalamıyoruz. İşin temelinde samimiyetsizlik, dürüst olmamak var.

Tanışmakla başlıyor dostluk. Sonra düşünce, iş, aş birlikteliği… Her yaklaşım, zamanla görüyoruz ki, ayrılığa giden yol olmuş bizim için. Dostça başlattığımız hangi işimizi, komşuluğumuzu, gönüldaşlığımızı yıllarca sürdürebildik, söyler misiniz bana? Kurduğumuz şirketin üç beş yıl sonra ruhuna fatiha okuyoruz, komşuluğumuzu kavga ve küskünlükle sürdürüyoruz, çözüm ortaklığımızın bitmesini sabırla bekliyoruz. Biz neden böyleyiz?

“Dostluklar, okyanusun dibinde midyenin içindeki inciye benzerler; az bulundukları için çok değerlidirler.”, “Dostluk illa yan yana, diz dize olmak değildir, asıl can cana, kalp kalbe olmaktır.”, “Güller, laleler, bütün çiçekler solar; çelik ve demir kırılır; ama sağlam dostluk ne solar ne de kırılır.” vecizeleriyla dostluğa övgüler düzüyoruz; fakat bunu hayata indiremiyoruz.

“Dost dost diye nicesine sarıldım / Benim sâdık yârim kara topraktır / Beyhude dolandım boşa yoruldum / Benim sâdık yârim kara topraktır” dizeleriyle dost olarak kara toprağı gören Âşık Veysel’in haklı çıkmasını istemezdim; ama hakikat o gibi görünüyor. İsterdim ki kara toprağa girmeden önce, çiçeğin kokusunu, yemeğin lezzetini, dostluğun güven ve değerini tatmış, anlamış, idrak etmiş olalım.                    Dost, ayaklarımızda pranga; dostluk, sırtımızda Ağrı Dağı sanki. Sorumluluktan kaçıyoruz, “Yaşasın özgürlük!” diyerek bizi biz eden değerlere savaş açtığımızın farkında değiliz. Globalleşen dünyada damarlarımıza enjekte edilen liberalizm virüsü, dostluğu bitirmiş görünüyor. İçinde bulunduğumuz haz ve hız çağı, dostluğun bir el kiri olduğunu kulaklarımıza sürekli fısıldıyor. Eskiler “Dostsuz bir hayat, ne kadar bayat.” inancındayken, şimdiler “Dostsuz bir hayat, ne kadar rahat.” diye düşünüyor.                    Öze dönmeli insan, özüne inmeli. Sevgiyi, aşkı, merhameti, vefayı, kadirşinaslığı, iyilik yapmayı öğrenmeli, sorgulamalı, içselleştirmeli; derin derin teneffüs etmeli. Bu dünyanın, insanca yaşamanın tekrarı yok.

Beşer değil, insanız. Ayağa kalk, ey insanlık!

Kadir Durgun

kadir@kadirdurgun.com

 

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here