Eğitim Zayiatı ve Öğütülmüş Fosil

0
680

                Askerlik yapanlar bilir: Askeri eğitim sırasında kazaen vurulup ölen kişiye acınmaz, ona “eğitim zayiatı” denir. Olağan vakalardandır eğitim zayiatı.

               Ülkemizde 28 Şubat döneminde, meslek liselerinde okuyan öğrencilerin üniversitelere girmeleri getirilen puan barajı ile büyük ölçüde zorlaştırıldı, bu öğrencilerin bir kısmı lise mezunu olarak kaldı, imkânı olan pek azı ise yüksek öğrenimini yurt dışında tamamladı. Bir nesil, eğitim zayiatı adıyla telef edildi. Bu insanların ümitleri kırıldı, duyguları bastırıldı, kinleri artırıldı.

               Geçen hafta cuma namazı çıkışında bir dostla karşılaştım.  Dostum, yanındaki modern görünümlü beyefendiyi tanıttı bana. Beyefendinin iki evladı varmış, biri yüksek lisans için gittiği Amerika’da kalmış, on altı yıldır orada doktorluk yapıyormuş, çok memnunmuş, kazancı iyiymiş, şimdilik gelmeyi düşünmüyormuş, belki yaşlanınca Türkiye’ye gelecekmiş. Bu cümleleri söyleyen baba, büyük bir övünç ve kıvanç yaşıyordu.

               Beyefendinin daha fazla kıvanç(!) cümlesi kurmasına izin veremezdim. “Bakınız!” dedim. “Biz bu ülkede zaman zaman, siyasi veya başka sebeplerle fert ve aile olarak çok bunaldık. Ama hiçbir zaman yabancı bir ülkeye yerleşmeyi düşünmedik. Kızım 28 Şubat döneminin eğitim zayiatıdır, eşim dışlanmıştır. Ben küstürüldüm; ama biz yine atalarımızdan emanet, çocuklarımıza borç bildiğimiz bu topraklardayız ve burada olacağız. Bu millet, beni yedi sene yatılı okulda okuttu. Ben bu milletin ilkokulunda, lisesinde, üniversitesinde okudum, öğretmenlerinden faydalandım, güneşinde ısındım ve ışındım, bu toprağın ürünlerini yedim, suyunu içtim. Bunların tamamı bir borçtur. Bu borcu ödemek adına, bende hiçbir emeği olmayan yabancı insanlara hizmet için o ülkelere gidemem. Gitsem, bunu ne vicdanıma ne torunlarıma ne çocuklarıma ne milletime anlatabilirim. Bana verilen emeklerin, bana geçen hakların bir bedeli olmalı. Bunu ödemem gerekir. Anladığım kadarıyla oğlunuz ilk, orta, yükseköğrenimini burada yapmış, sonra Amerika’ya gitmiş. Gitmesine sizin de teşvik ve desteğiniz olmuş. Bu milletin ve sizin kendisine en fazla ihtiyaç duyduğunuz, tüketiminin üretime, bizim için faydaya dönüştükten sonra hizmet vereceği bir süreçte yurt dışında kalmış.”  Beklemediği bu cümleleri duyan beyefendinin canı sıkıldı. “Aslında burada olmalarını ben de çok istiyorum, iki torunumuz oldu, ikisini de koklamak isterim, hepsini çok özlüyoruz. Torunlar bize yabancı, anlaşmakta bile zorlanıyoruz. İnşallah emekli olunca gelirler.” cümleleriyle cevap verdi. “Evet dedim, bir değil, iki nesil kaybetmişiz, eğitim yerine öğütüm yapmış ve bir de onları fosilleştirmişiz.”

               Diğer milletleri pek tanımıyorum; ama biz nedense ağlamamız gereken durumlara gülüyoruz, utanç duymamız gereken durumlarla kıvanç duyuyoruz. Bizi yarınlara taşıyacak çocuklarımızı ve gençlerimizi ideolojik nedenlerle ya bastırarak, küstürerek eğitim zayiatı haline getiriyoruz ya da kendilerinden en fazla yararlanabileceğimiz çağlarında onların yabancı diyarlarda yaşamalarına göz yumuyoruz. Ayağımıza kurşun sıkıyoruz, bir de bununla, iyi bir şey yapmışız gibi,  övünüyoruz.

               Siz hiç, beyin ihracı ya da göçüyle övünen bir ülke gördünüz mü? Petrol, otomobil, oyuncak, telefon ihraç edebilir, bunlarla övünebilirsiniz. Yer altı kaynaklarını da ihraç edebilirsiniz. En kıymetli sermayeniz olan beyinleri ihraç edemezsiniz. Kalifiye insan yetiştirmek, büyük yatırımlar, uzun zamanlar gerektiriyor. Bu sermayenin temelinde, kan var, ter var, gözyaşı var. Buna rağmen, kıymetli beyinlerimizi, eğitilmiş insanlarımızı yâd ellere armağan(!) ediyorsak ortada, acil çözüm gerektiren,  ciddi bir sorun var demektir.

               Her çağda en büyük güç, bilgidir; bilginin kaynağı beyindir. Bu sermayeyi, kendi topraklarında tutan, hatta başka ülkelerin beyinlerini kendi ülkelerine ithal eden milletler, büyük milletlerdir. Beyinler ise kendilerini ait hissettikleri ve değer gördükleri yerlere giderler. Zekâ düzeyi yüksek insanlarımıza değer vermek, onlara değerli olduklarını hissettirmek ve kendilerini değerlendirebilecekleri ortamları hazırlamak zorundayız. Diğer önemli duygu, aidiyettir. Aidiyeti de vatanseverlik, vefa gibi duygular üretir ve besler. Nitelikli insanlarımız, bu niteliklerini bu toprakların insanları için değil de anasını, babasını, çocukluğunu yaşadığı mekânları terk ederek yâd ellerdeki insanlar için kullanıyorsa burada vatanseverlik ve vefakârlıkla ilgili bir eksiklik var demektir. Kendini yetiştirenlere borçlu ya da ait hissetmeyen bir beyin, o toplum için yitiktir. Erozyona uğramış bir ülke olmak istemiyorsak yüksek aidiyet hissetmeleri için, çocuklarımıza vatanseverlik ve vefakârlık duygusunu aşılamak zorundayız.

               Yoksa eğitim yerine öğütüm yaptığımızı, format kazandıralım derken eğitim zayiatı verdiğimizi ve ruhsuz fosiller yetiştirdiğimizi bir gün fark ederiz de atı alan Üsküdar’ı geçmiş olur. Bu pişmanlık içinde biz de dünya mekânını orman görüp orman kanunlarını uygulayan vahşi, azgın toplulukların yemi olarak, tarih çöplüğündeki yerimizi alırız.

               Kadir Durgun

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here