Eğitimde Bir Arpa Boyu

0
51

Eğitim, zor iş; işin içinde, insan gerçeği var, geleneksel yapı var, çağın gerekleri var, kurucu aklın dayattığı formel insan tipi var. Hangi amaca göre nasıl insan yetiştirilmesi gerektiği tartışması, bu ülkenin değişmeyen gerçeği. Bu durumda, Türk eğitim sistemi, yedi kocalı Hürmüz.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, İbn Haldun Üniversitesinde yaptığı konuşmanın bir yerinde şunları söylemiş: “… Her okul seviyesinde öğretime ağırlık verilirken eğitim kısmı ihmal edilmiştir. Özellikle medyanın etkisiyle geleneksel eğitim öğretimin gücü azalırken yerine daha iyisi konulamamıştır. Evlatlarımızın zihinleri Batı’nın popüler kültür ve sapkın hezeyanlarıyla doldurulmuştur. Önümüzdeki dönemde önceliğimiz, aileden başlayarak çocuklarımızı hakkıyla yetiştirmektir. Bu değişim, sıradan müfredat tadilatından ziyade topyekûn eğitim-öğretim reformunu gerektirir. Tek ihtiyacımız, değerlerini iyi bilen, kültürüne, tarihine sahip çıkan insanlar yetiştirmektir. Diğer hususlar için endişe etmeye gerek yoktur. Onlara sahip olabilmeleri için yeterli eğitim-öğretim hayatı vardır. Ortaokul dönemini çocuklarımızın zihni ve fiziki kabiliyetlerini keşfetmeye, onları, geleceğe, doğru alanlarda hazırlamaya yönelik anlayışla şekillendirmeliyiz…”

Bu cümlelere günah çıkarma, acziyetin ifadesi, samimi itiraf veya başarısızlığın ilanı diyebilirsiniz. Ancak genel eğitim konusunda ne yaparsanız yapın, yapılanlar, eksik ve yanlış görülecek, sürekli tartışılacaktır. Eğitim, yapanı da muhatap olunanı da memnun etmeyen bir uğraş alanıdır: Yedi Başlı Ejderha. Durduğunuz mekânlar, baktığınız yönler farklıysa gördükleriniz de doğal olarak farklı olacaktır.

İngiliz Büyükelçisi Jane Marriot, İngiliz Avam Kamarasına sunduğu “Arap Dünyasında Eğitim” konulu raporunda şunları yazar: “En zeki öğrenciler tıp ve mühendisliğe gidiyorlar. İkinci derece mezunlar ise iş idaresi ve iktisat gibi bölümlere giderek birinci derecede mezunların yöneticisi oluyorlar. Üçüncü derece mezunlar ise siyasete yöneliyorlar ve ülkenin siyasetçileri olarak birinci ve ikinci derece mezunlara hükmediyorlar. Fakat eğitimde tamamen başarısız olanlar ise ordu ve emniyete katılarak siyaset ve iktisada tahakküm ederek onları mevkilerinden indirip isterlerse öldürüyorlar Gerçekten dehşet verici olansa asla hiçbir okula gitmeyenler, din adamı oluyorlar ve herkesin kendilerine itaat etmelerini sağlıyorlar.”

Cumhurbaşkanı’nın tespit ve teklif cümlelerine her vatansever eğitimci gibi ben de şapka çıkarıyorum. İngiliz elçisinin tespitleri karşısında hem hayıflanıyor hem kendisini tebrik ediyorum.

Müfredatta sıradan tadilat yerine eğitim-öğretimde topyekûn reformdan söz edilmesi, konuşmanın ana maddesi. Arap ülkelerindeki eğitim sistemiyle ilgili yapılan tespitlerin de bizimkiy le benzerlik göstermesi trajik bir durum. Bu, başların ayak, ayakların baş olduğu bir sistem.

Başka ülkeleri, yazıma konu yapacak değilim. Kendi ülkeme baktığımda eğitimin ve eğitim sisteminin zihnen ve fiilen hala karmakarışık olduğunu söylemek zorundayım. Bu ülke “Çocuk, hiçbir şey olamazsa bari öğretmen olsun.” beklentisinin egemen olduğu bir dönem yaşadı; annenin, vali olan evladına “Biraz daha okusaydın da ormancı olsaydın ya.!” talebine tanık oldu. Bu ülkenin yöneticileri, yurt dışında bilim insanı olarak başarı gösterenlerin Türkiye doğumlu olmalarıyla övünürken niye Türkiye’de doymadıklarını sormadı. Amacım, kimseyi hakir görmek değil, kırk yıllık öğretmenlik hayatımda zeka düzeyi yüksek öğrencilerin sayısal, zeka düzeyi normal veya biraz daha düşük öğrencilerin sözel alanda okutulmasının yanlışlığını hep dillendirdim. Neydi, sistemin böyle tanzim edilmesinin, tercihlerin böyle yapılmasının nedeni?

Eğitim, sadece öğrenciler üzerinde yapılacak uygulama değildir, toplumun tamamını ilgilendirir. Aile büyüklerinin beklentileri, öğretmenlerin ve siyasilerin direktifleri, reel hayatın gerekleri öğrencilerin alan ve meslek tercihinde belirleyici olmaktadır. Faydacı bir toplum olduğumuzu inkâr etmeyelim. Çocuğun kazanacağı para, ulaşacağı mevki, üstleneceği imaj; alan ve meslek seçiminde oldukça etkili olmaktadır. Bu gayeler, aile büyükleri ve okul öğretmenleri tarafından, maalesef, öğrencilere telkin edilmektedir. Masayı, kasayı, nisayı rota edinen bir toplumdan ve o toplumun nesillerinden yüksek değerler üretecek, insanlığa ufuk açacak, çağlara iz bırakacak insanlar çıkarmak, beyhude bir bekleyiştir.

Toplumdaki hayat algılarını ve anlayışlarını, nesillerin gelecekleriyle ilgili tercih kıstaslarını değiştirmemiz lazım. Şüphesiz, bu kolay değil. Acil eğitim reformundan bahseden Cumhurbaşkanının, bu gerçekler görmezden gelinirse, kanserleşmiş bu beyin hücreleri tedavi edilmezse, söyledikleri havanda su dövmek olacaktır.

Sosyal bilimlerin önemi, hükümetler tarafından son yıllarda anlaşılmış görünüyor ancak, bu alandaki uygulamalar yeterli değil. Sosyal bilimler temelli mesleklerde başarı kazanmış insanlar, öğrencilere model olarak tanıtılmalı; öğrenciler, iş bulma imkânları konusunda ikna edilmeli, insanlığa sunacakları katkı için heveslendirilmelidir. Zeki öğrencilerin, dini konulardaki kafa karışıklığının giderilmesi, dinin hurafelerden temizlenmesi için ilahiyat alanına; ulusal ve uluslararası siyasetteki başarımız, huzurlu ve ahlaklı bir toplum inşa etmemiz için tarih, sosyoloji, hukuk, kamu, siyasal gibi alanlara; yetenekli öğrencilerimizin güzel sanatlara erken yaşlarda yönlendirilmesine acilen ihtiyaç var. Yönlendirmelerde yetenek, imkân, beklenti temel referans olmalıdır. Popülizm, temel değerleri, doğal ölçüleri altüst eden virüstür. Bu virüsten derhal kurtulmak lazım.

Ülkemizin her alanında, özellikle eğitimde, yanlışlıklarla ilgili yapılmayan tespit, yapılması gerekenlerle ilgili söylenmedik söz, rota için çizilmedik harita kalmadı. Artık icraat zamanı. Gün, bugündür, yarın geçtir. Hayat yolculuğumuzun dünya durağındaki bekleme süresi, bir içimlik sudur.

At, binenin; kılıç, kuşananındır. İşte meydan, haydi pehlivan!…

Kadir Durgun

kadir@kadirdurgun.com

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here