“Havet”leri Dikkate Almak Lazım

0
588

“Havet”leri Dikkate Almak Lazım

Bir dostumla konuşuyorum. Referandum sebebiyle yoğun bir sosyal medya bombardımanına tutulduğunu söylüyor. Gelen mesajlardan bazılarını bana okuyor. “Evet” tercihi için hiç tanımadığı birinden gelen ikna mesajına şöyle cevap vermiş: “Ben ‘Hevet’ demeyi düşünüyorum. Soran ve beni ciddiye alan olursa söylerim. Maalesef böyle bir seçenek yok.” Bunun adı, “kerhen” evet demek.

Toplumda ciddi bir “havet”çi var. Bunlar karambole gidiyor. Memnuniyetsizler ordusu… Siz bunlara ister kararsız deyin ister istikrarsız deyin ister kişiliksiz deyin, ne derseniz deyin, bunlar ciddi bir yekûn oluşturuyor. Bu kesim bir bakıma potansiyel tehlike, bir bakıma potansiyel kazanım. Bu, sizin bu kesimi ciddiye alıp almamanızla ilgili.

Bana göre havetçiler samimi ancak mağdur kesimi oluşturuyor. Havet demeleri kimliksizlikle izah edilemez. Fotoğrafın büyüğüne baktıklarında “Evet”, küçüğüne baktıklarında “Hayır” demek istiyorlar. Ormana mı bakalım, ağaca mı takılalım ikilemi içindeler. Bu ikilem onlara hep kaybettirmiş. Böyle düşünmeyenler atını alıp Üsküdar’ı geçmiş. Bunların içinde “orta direk” dediğimiz kesim hep kaybetmiş. Soğuk sıcak demeden meydanları bunlar doldurmuş, bayrakları bunlar sallamış, 15 Temmuz’da bunlar ATM’leri, fırınları, marketleri değil, meydanları tercih etmiş. Ancak kendilerini alkışlayanların arka taraftan malı götürdüğünü de görmüş.

Bunlar hep kaybettiklerini, dertlerini anlatamadıklarını düşünüyorlar. Meramını anlatacak kişileri bulduklarında “Haklısın, ama yapacak bir şey yok, emir büyük yerden.” cevabını alıyorlarmış.

“Eve lazım olan camiye haramdır.” sözünü biliriz. Evde yangın varsa ormandakini görmeyiz. Son on beş yıldır sürekli kaybettiği halde memlekete bir halel gelmesin düşüncesiyle sesini çıkarmayan bu insanlar, ciddiye alınmalı. Referandum bir seçim değil, hükümet modeli sistemi tercihidir; ancak “oy”dan başka silahı olmayan bu insanların “Havet”lerini dikkate almak gerek.

Kitleler yoruldu. Yöneticilere karşı eskiden beri var olan güvensizlik nedense hiç azalmadı. Birileri geldi “vatan” dedi, birileri geldi “din” dedi, birileri geldi “bayrak” dedi; bu milletin değerler denizi üzerinde gemisini yürüten kaptan oldu. Pirim yapan değerlerin, kendisi için şempanzeye gösterilen muz olduğunu bir zaman sonra anladı. Aynı yanlışlıklar yine yapılıyor. Siyasiler, kitlelere referanduma sunulacak maddeleri anlatmaktan daha çok, “vatan elden gidiyor, rejim yıkılıyor ya da vatan kurtuluyor, düşmanlar dize geliyor” tezi üzerinde duruyor. Toplantılarda bunları haykırıyorlar. Bu millet aptal değil, siz bize yapılacak değişikliği anlatın, neyin ne getirdiğini ya da ne götürdüğünü biz anlarız. Bunu bu millet anlamayacaksa referandum yapmanın anlamı yok. Milleti hakem tayin etmişseniz milletin ferasetine ve kararına saygı duymak zorundasınız.

Bu millet, değerlerinin sömürülmesinden olduğu gibi, sonunda pişmanlık doğuracak kavgalardan, incir çekirdeğini doldurmayan tartışmalardan da bıktı. Gerekmedikçe hiçbir dostumla siyasi mülahazaya girmiyorum. Evimde, işimde bir şeye ihtiyacım olduğunda kendisine başvuracağım arkadaşımı, akrabamı, siyasi farklılık nedeniyle, kaybetmenin;  gece hastalandığımda yardım isteyeceğim komşumu kırmanın yanlış olduğunu düşünüyorum. Bu ihtiyaçlarımın hiçbiri için o siyasi partinin ilçe, il ya da genel başkanını aramayacağım. Hiçbir siyasi fikir ve figür, uğrunda kavga etmeye, ölmeye değmez.

Ne hayır ne evet; oyum “Havet” diyenler, aslında bir duruşu sergiliyorlar. Böyle bir tercih olsaydı, kazanmayacağının garantisi yok. Bunlar, “Ben size güvenmiyorum, ben kırgınım, ben bu toprakların insanıyım, benim gidecek başka yerim yok, lakin siz bizi anlamıyorsunuz, bizim nefesimiz kokarken siz masa ve kasa peşindesiniz, ‘kalkınma tamam ama adalet nerede?’ … “ diyorlar. Her iki tarafı da samimi bulmuyorlar.

Zor bir coğrafyada yaşayan milletimiz, kritik bir süreçten geçiyor. Bu millete, Nasrettin Hoca’mızın fıkrasında olduğu gibi “Ölme eşeğim ölme, yoncalar bitince yersin.” muamelesi yapılmasın. Ciddi bir “Havet” kitlesi var, bunları önemsemek lazım. “Fırat’ın kenarında otlayan koyunu yiyen kurttan haberdar olmak” ne büyük ve onurlu sorumluluk. Bu sorumluluğu duyan yöneticilerin tebaası olmak ne büyük saadet. Kime değer vereceğini bilmek bir irfandır. Değer veren, değer görür.

 

 

 

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here