Hırsızlık, Gasp Üzerine

0
638

“Hırsızlık Vakası”nın kentimizde son günlerde iyice arttığı söyleniyor. Gazetelerden takip ediyordum; hırsızların, bir dostumun evine geçen akşam girerek evden bir şeyler çalması bu olayın ne kadar yakınımızda olduğunu gösteriyor. Bir başka hırsız, birkaç gün sonra yine aynı arkadaşımızın iş yerine gelir, herkesin gözü önünde, büyük bir maharetle dizüstü bilgisayarı alır ve gider. Son hırsızlık, kayda alınmıştır, görüntüler polise verilmiştir; fakat hırsızlar hâlâ ortada yoktur. Okuyoruz, duyuyoruz; hırsızlar gece veya gündüz demeden, hiçbir güçten de korkmadan, ellerini kollarını sallayarak evlere veya iş yerlerine girebiliyorlar, istediklerini alabiliyorlar, üç beş gün sonra yakalansalar da ilk ifadelerinden sonra serbest bırakılıyorlar. Sonuç; mağdurlar, maddi kayba uğruyor, psikolojik gerilime düşüyor, adalete olan güven kayboluyor; hırsızların aldıkları yanlarına kâr kalıyor.

Yine duyuyoruz, okuyoruz; doğalgaz dağıtıcısı firmalar, aldıkları gazın daha fazlasını abonelere satmışlar. Bu şu anlama geliyor: Firmalar, abonelere gazla birlikte hava satmışlar. Medyada birkaç gündür akaryakıt kaçakçılığından ve hükümetin aldığı tedbirlerden bahsediliyor. Bir başka banka yetkilisi zimmetine para geçirebiliyor. Eski eser kaçakçılığı yapanlar, hayali ihracattan köşeyi dönenler… Bunların tamamı birer hırsızlık türü. Bir hırsızlık türü de duygu sömürüsü ve bilgi çalma. Şimdilik buna girmiyorum; ama bunlar hırsızlığın masum yüzlü en iğrenç şekilleri.

Hırsızlık konusunda, ben sözlüklerin tanımından farklı düşünüyorum. Bana göre hırsızlık, birilerinin emeği ile ortaya çıkmış bir değerin, başka biri tarafından, bir emek sarf etmeden karşı tarafın hoşnutsuzluğuna neden olacak şekilde gizli ya da açık olarak alınmasıdır. Alma işi gizli olursa “çalma”, açık olursa “gasp” diye adlandırılır.

Kişinin gerçekten ihtiyaç sahibi olması, hırsızlığı alışkanlık haline getirme, kolay kazanma isteği, hırsızlıktan haz duyma; çalma ve gasp nedenleri arasında sayılabilir. Kleptomani, özellikle zenginlerde görülen bir hastalık türüdür. İhtiyacı olmadığı halde, kleptoman denen kişiler, çalarak hazlarını tatmin etmektedirler. Bunlar, tedaviye muhtaç kişilerdir. Muhtaç kişilerin, karşı tarafı da üzmeyecek şekilde ihtiyaçları kadar almaları da vicdanları fazla rahatsız etmez. Ancak, hiçbir rahatsızlığı ve ihtiyacı olmadığı halde, hırsızlığı meslek haline getirenlerin yaptıkları kabullenilebilecek durum değildir. Bu tür hırsızlıklar; toplumda gerilime, infiale, kırılmaya, ümitsizliğe, güvensizliğe, sevgisizliğe, yardımseverliğin zayıflamasına, insani değerlerin tahribine neden olmaktadır. Bu konuda acil tedbirler alınmalıdır.

Alınacak tedbirler, üçlü sacayağıdır: Eğitim, ekonomi, emniyet. İşe “emniyet”le başlanması acil sonuç alınması bakımından en doğrudur. Emniyet tedbirlerimiz yeterli olmadığı gibi, yasalarımız da etkili sonuç alınmakta yetersiz görünmektedir. Özellikle, son zamanlarda birilerine sempatik görünme adına yasalarda yapılan değişiklikler, hırsızlık olaylarını azaltmamış, bilakis artırmıştır. Giydirilen yasa gömleği bu toplumun bedenine uymamıştır. Alt yapıda iyileştirme yapmadan getirilen yasalar, kötü niyetlilerin elinde istismar edilmiştir. Hırsızlıktaki sayısal ve niteliksel artış, yapılan yanlışlığın ifadesidir. Yasa koyucular, bedeni makyajlarken, o bedeni kaybettiklerini fark etmelidirler. Müeyyidesi güçlü yasalar çıkarmak, bu dönem için daha doğru olacaktır. İlacın miligram gücünü, hastalığın şiddeti belirler. Hırsızlık, bu toplumda şiddetli bir hastalıktır.

Ekonomide gerekli olan, işsizliğin minimuma indirilmesi, mümkünse yok edilmesidir. Bunun için yapılması gerekenler bu yazının konusu değil. Açlık sınırı yükseltilmeli, kişiler insanca bir yaşama kavuşturulmalıdır. Gelir adaletsizliği giderilmeli, çalışanların birbirlerinin kazançlarında gözlerinin kalmamaları sağlanmalıdır. Kazançtan, vergi adıyla büyük pay alan devlet, bu payın çalışanların hakkı olduğunu düşünmeli ve bunu hak sahiplerine vermelidir.

Sacayağının üçüncüsü eğitimdir. Uzun soluklu da olsa, doğru sonuç alınacak en etkili ayaktır. Eğitim de tek bir merkeze dayandırılmamalı. Okul, aile, cami, kışla, medya gibi, bireyleri doğrudan etkileyen, toplumu kuşatan bütün enstrümanlar kullanılmalıdır. Bu konuda ideolojik bağnazlığı gerek yok. Türk toplumunun müesseseleri olan bu enstrümanlar, düzgün akortla aynı ritmi verirse güzel eser ortaya çıkar. Eğitim orkestrası, kirlenmiş vicdanları temizlemeli, temiz vicdanların da kirlenmesini önlemelidir. İşlenecek temalar, doğaldır ki, insan sevgisi, Allah korkusu, kul hakkı, empati, temiz vicdan, temiz kazanç, alın teri… olacaktır.

Hırsızlık, bir toplumda, yalnız değer yokluğunu göstermez; var olan değerleri de hızla eritir. Önlem alınmadığında, o toplum, birbirinin kanıyla beslenen vampirler sürüsüne döner. Tedbir; kapıyı, kasayı, bacayı kapatmakta değil; eğitimde, ekonomide, asayişte akılcı çalışmalar yapmaktır.

 

Kadir Durgun 

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here