Horoz Kalmak

0
601

 

Meşhur şarkıcının “Değer mi hiç, değer mi hiç / Değer mi, değer mi, değer mi söyle.” sözlerini duyunca, horoz için biraz daha üzüldüm.

Sabahları köylüleri namaza kaldıran horoza kızan vakitsizin biri: “Bak bir daha bu vakitte ötersen seni keserim.” der. Zavallı horoz, “Ben ötmesem de köylüleri namaza kaldıran bir hemcinsim nasıl olsa bulunur.” deyip can korkusundan bir daha ötmez. Bir süre sonra sahibi gelir, “Horoz bir işe yaramıyorsun, hiç olmazsa gündüzleri tavuk gibi öt.” der. Bizim horoz deneni yapar. Yoksa bir kümesi de olmayacaktır. Zaman geçer, horozun sadece tüketici olduğunu gören sahibi: “Bak yumurta yapmazsan seni kümesten atar ve kesip yerim.” der. Horoz hatasını anlamıştır: “İlk tehdide aldırmayıp ben ben olmaya devam etseydim hala, özgürce ötüyor olabilirdim.” der.
Hayatta kim bilir ne tavizler verdik? Duruşumuzu bozduk, kendimiz olmaktan çıktık. Yerlere kadar eğildik, haksızlık karşısında sustuk. Sırtımızı dönüp görmezlikten geldik, üç kuruş için yalan söyledik, iftiralar attık. Değdi mi hiç, değer miydi hiç?

Akacak kan damarda durmuyor, olacak oluyor. Asıl zarar, olaylar karşısında duruşunu bozana oluyor. Kaçınılmaz son ölüm yolculuğunu, ya çürüyerek ya yıpranarak sürdürüyoruz. Çürümek; hareketsizlik, kimliksizlik, pasiflik, bir şey olmama veya bir şeye yaramama halidir; takdir edilen ölüm gününü geciktirmez. Yıpranmak; aktif olmak, duruş sahibi olmak, bir şeye yön vermek, heybetli bir çınar gibi duruş sahibi olma halidir. Bu da eceli ne öne alır ne geriye atar. Tercihimiz, insanlık hafızasındaki ve ölüm sonrasındaki yerimizi belirler. Hangi tercihimiz neye değer?

Bir emlakçı bir sohbetimizde bana şunları anlattı: “Kiralanmak üzere bir gün bir genç müşteriye ev göstereceğim. Genç adam, bahçe yolunda önce kedilerin su içtiği kaba daha sonra yere düşmüş ekmeğe bir tekme attı. Kedileri kovdu. Canım sıkıldı. Ofise geldiğimde: “Sana ben bu daireyi vermiyorum, sen bir canlıya ve nimete değer vermeyen insansın. Sana nasıl güvenebilirim?” Müşteri, hayat dersi aldığını itiraf ederek mahcup şekilde ofisi terk eder.

Sosyal medya, kontrolsüzlükler ülkesi. İnsanın gerçek kişiliği tanışırken değil, tartışırken çıkıyor. Riyakarlık, çift kimliklilik, tahammülsüzlük, duyarsızlık bu kaos meydanının çirkefliği. Bu arenada kendini ifade etmek, korumak ve savunmak, oldukça zor. İnsanlar bu ortamı, hazlarını tatmin, öfkelerini kusma yeri olarak kullanıyor. Yapılan eğitim değil, zamanı, değerleri öğütüm… Konusuna, perspektifine tahammül edemediğim yazılara elbette tavır koyuyorum. Buğza düşmeden elimizle olmasa da dilimizle düzeltmeye çalışıyoruz. Bunlara zaman zaman teşekkür ve takdir alıyorum. Bir defasında baktım, yazılanlar fitne, bölücülük üretiyor. Yazılanlarda gıybet, iftira; ne dersen var.  Yazanları uyarmak, sonuç vermeyecek; çünkü düşünceler yılların birikimi ön yargılardan oluşuyor. Bu düşünceleri değiştirmek, atomu parçalamaktan zor görünüyor. Taraf olsam, ölü kardeşimin etini yemiş olacağım. Sessiz kalsam hem dilsiz şeytan hem kötülüğe şahit olacağım. Tepkimi koydum, kendimi o ortamdan ayırdım. Bu da bir duruştu. Öykücükteki horoz gibi yapmayıp horoz kalmaktı. Tavuk olmaya değer miydi?

Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür ve bir orman gibi kardeşçesine” diyen şair, kardeşliğin tek ve hür olmaktan geçtiğini düşünmüş. “Tek ve hür olmak”, duruş sahibi olmak, birtakım değerlere sahip olmak ve onlar için yaşamak. Değerleri yoksa ve o değerleri için yaşamıyorsa insan, niçin yaşar ki? Burada, her sözüne “Ben de böyle düşünüyorum.” dediği için arkadaşını “Sen de benim gibi düşünüyorsan sana ihtiyacım yok.” diyerek yanından uzaklaştıran filozofu saygıyla anmak gerekir.

Duruşu olmak, aynı zamanda dik olmaktır; ama diklenmek değildir. Diklenmek, kof direniştir. Dik olmak, bilinçli, değerli bir kararlılıktır. Horoz horozdur, tavuk tavuktur. Birbirinden rol çalmak, duruşu bozmaktır. Bu da kişiye zulümdür, kişiyi itibarsızlaştırmaktır.

Ne demiş atalarımız? “Kendini bil kendini… Kendini bilmezsen…”

kadir@kadirdurgun.com

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here