İntihar, Sonuç; Çözüm, Ne?

0
47

İntihar, Sonuç; Çözüm, Ne?
İntihar, korkunç olay; insanın kendi canına kıyması.
Can ki en kıymetli değerimiz. Bir insan, uğruna belki pek çok değerini tükettiği, canları yok ettiği canına niçin kıyar? Benim cevabım şu: Harici baskıların, dahili kuvvetlere üstün gelmesi.
İrade, inanç, iman, maddi ve manevi kuvvet, özgüven, yetkinlik övüncü, sevgi, aşk, tevazu, kanaatkarlık, hakkaniyet ve varlık bilinci, yaşama ve yaşatma sevinci, paylaşma ve üretme mutluluğu, bağışlama ve cömertlik huzuru … Bunlar, bizi yaşatan iç kuvvetler, dinamikler. İnanç yokluğu veya zayıflığı, çaresizlik, hiçlik düşüncesi, iradesizlik, yetersiz kalma kompleksi, kaygısı veya gerçeği, olaylar karşısında direncini kaybetmiş olmak, yanlış telkinlere maruz kalmak, kötü ve anlayışsız insanların bulunduğu bir ortamda yaşamak, maddi yetersizlik, kanaatsizlik, yaşama sevincini kaybetmek, sevgiden nasibini alamamak veya ağır bir ihanete uğramak gibi sebepler kişiyi yıkan, canına kıymasına yol açan dış düşmanlar.
İntihar, sosyal hastalıkların en kötüsüdür. Tedavisi için doğru teşhis koymak lazım. Son on günde ülkemizin üç değişik yerinde siyanürle intihar eden on kişinin arkasından psikologlar, sosyologlar konuştu, eli kalem tutanlar yazı yazdı. Doğru söyleyenler var, eksik söyleyenler var, fazla söyleyenler var. Herkes iyi niyetli. İyi niyetli olmayan, bu olayları fırsat bilerek “vur abalıya” deyip yıkıcılık yapanlar da oldu.
Her sonuç, bir nedene bağlıdır; her hastalığın teşhisi farklıdır. İntiharlara toptancı bakış da yanlıştır, işin gerçeğini örtmektir, tedaviyi geciktirmektir. Suçluluk duygusunun, vicdan baskısının, ihtirasların, kutsal bilgileri saklamanın, çaresizliğin sebep olduğu intiharları aynı kategoride değerlendirmek yanlıştır.
Son zamanlarda yaşanan intiharlarda, tek sebep olmasa da, kişilerin yalnızlaştırılmasının ve aile kurumunun zayıflatılmasının önemli bir etken olduğunu düşünüyorum, görüyorum. Kişinin yalnızlaşması, ailenin zayıflaması veya çökmesi sonucunu doğuran sosyal politikaların yanlışlığı artık itiraf edilmelidir. Eğitim politikaları, acilen gözden geçirilmelidir.
“Yalnızlık, Allah’a mahsustur.” sözü ciddi bir hakikati ifade eder. Kişinin doğması için bile ailenin çekirdeği olan anneye ve babaya ihtiyaç vardır. Kişi, yalnızlık kâbusundan aile ortamında kurtulabilir; sevginin, aşkın, merhametin, öfkenin, sorumluluğun, saygının, değerbilirliğin, vefanın, cömertliğin, fedakârlığın, cefakarlığın, direnmenin, dayanışmanın, paylaşmanın doğrusunu; çalışmanın, kazanmanın değerini; kaybetmenin, sıkıntıların geçiciliğini; birbirine tahammülün ve sabretmenin güzelliğini ailede öğrenir; bunun örneklerini yaşar. Ailede yaşanan her tecrübe, hayatımızın yarını için bir deneyimdir, güçtür. Bu yönüyle aile, ciddi bir eğitim kurumudur. Bu kurumun eğitiminden geçmemiş insanlar, doğal olarak, hayatın pek çok tehlikelerine açık, saldırılarına karşı dirençsiz olacaklar; belki de bir kurtuluş olarak intihara yöneleceklerdir.
Yalnızlığın, tercih edilecek değil, yanlış bir yaşam tarzı olduğu bilincini toplumumuzda acilen oluşturmalıyız. Sağlam ve dinamik toplumların yapı taşı olan “aile” kurumunu güçlendirecek politikalar geliştirmeli ve zayıflatan propagandalara karşı cesaretle karşı koyabilmeliyiz.
Güçlü bir aile için yapılan çalışmalardaki doğruları da yanlışları da biliyoruz, görüyoruz. Bunları tahlil etmek niyetinde değilim. Bana göre acilen yapılması gereken şudur: Evlatlarımızın evlilik için olgunluk ve yeterlilikleri tespit edilmeli. Bu nitelikleri taşıyan gençlere, aile kurmaları halinde, iş garantisi verilmeli, aile desteği sağlanmalı. “Ev Hanımlığı” aşağılanan değil özendirilen bir meslek olarak tanımlanmalı. Çalışan kadınlar için sağlanan teşviklerden ev hanımları da faydalanmalı. İşsizlik sigortası gibi “Aile Sigortası” yapılmalı. Aile, kendi geçimini temin edinceye kadar bu sigortadan istifade etmeli. Bu iş için yapılacak teşviklerin, intiharların toplumda oluşturduğu yaralar, travmalar dikkate alındığında, hiç de fazla olmayacağını düşünüyorum.
Lafla peynir gemisi yürümez; vatanseverlik lafla değil, vatan evlatları için doğru iş yapmakla olur; bir canı kurtaran bütün insanlığı kurtarmış gibidir. Pislikten kurtulmak, pisliği üreten kaynaklara inmekle mümkündür. İntiharı doğuran ve üreten arazi kurutulmalı, sağlıklı bireyler ve dinamik toplum için doğru zeminler oluşturmalıyız. Bu zemin, ailedir.
Kadir Durgun
kadir@kadirdurgun.com