Kalfa, Usta, Sanatçı

0
931

 

            Sözlüklerde kalfa’nın tanımı, “Aşaması, çırakla usta arasında bulunan zanaatçı.”; usta’nın tanımı, “Bir zanaatı gereği gibi öğrenmiş olan ve kendi başına yapabilen kimse.”; sanatçı’nın tanımı, “Güzel sanatların herhangi bir dalında yaratıcılığı olan, eser veren kimse, sanat adamı, sanat eri, sanatkâr.” şeklinde yapılmaktadır. Ben bu kavramların açıklamalarını somut olarak kabul ettiğimi, ancak ruhsuz bulduğumu söylesem ve bunları “Kalfa, bir işi eliyle yapan kişi.”, “Usta, bir işi kafasıyla yapan kişi.”, “Sanatçı, bir işi gönlüyle yapan kişi.” diye tanımlasam bana itiraz eder misiniz yoksa kavramlara yeni bir boyut kazandırdığım için beni tebrik mi edersiniz?

            İçinde yaşadığımız evi pek beğenirim; evde her şey yerli yerindedir. Evimiz iki katlı olmakla birlikte pek geniş sayılmaz. Evde her şey sağlamdır. Yıllardır hiçbir tesisat bize sıkıntı yaşatmamıştır. Mimarisi, aile düzenimize ve sosyal ihtiyaçlarımıza göredir. Alınan her eşya, tam yerini bulur; sanki her şey bu mekâna uysun diye yapılmıştır. Yalıtımına, ses ve ışık düzenine, kullanılan malzemeye dikkat edilmiştir. Hele bahçe düzeni, insan ömrüne ömür katar. Dış ve iç mekân oranlı kullanılmış ve ihtiyaca göre tanzim edilmiştir. Bu siteyi yapan müteahhide bir gün, “Bu sitede görünen kadar görünmeyen yatırım var.” demiştim de beyefendi bir değerin bilinmesi adına bu cümleden pek hoşnut olmuştu. Siteyi yapan kişi, iyi hatırlıyorum, zaman zaman gelir, site görevlileriyle görüşür, bir eksik ya da sıkıntı olup olmadığını sorardı. Eserini uzaktan seyreder, sever, ondan bir şikâyet çıksın istemezdi. Eseri, onun övüncüydü sanki. Bir ressamın, yaptığı tablo karşısına geçip saatlerce onu seyretmesi gibi. Çevreme şunu söylediğimi hatırlarım: “Bu ev sıradan bir yapı değil, sanat eseri; müteahhit de bir sanatçı.” İnanıyorum ki Sami Bey, sadece parasını değil, gönlünü de vermişti eserine.”

            Michelangelo (Mikelanj)’ın Hz. Musa Heykeli’ni yaptıktan sonra “Konuş ya Musa!” diye çekici fırlatması neyin ifadesi olabilir? Michelangelo bir sanatkârdır, ilahi bir lütuf olan yaratma yeteneğini kullanarak bir eser ortaya koymuştur. O, sadece elleriyle, kafasıyla ortaya koymamış eserini, gönlüyle, iki senede yapmıştır. Onun için Hz.Musa Heykeli bir sanat eseri, Michelangelo bir sanatçıdır. Heykel, yürekteki duygunun, heyecanın somutlaşmasıdır.

            Kalfalık, eli olan herkesin ulaşabileceği bir seviye. Ustalık; yetenek ister, akıl ister, emek ister, sabır ister. Bir kalfanın ve ustanın elinden çıkan iş, kendini derhal belli eder. Ustanın yaptığı bir iş, ihtiyaç görecek kadar kalıcıdır. Bunun ötesi sanatkâr olmayı gerektirir. Yapılan işin mükemmel olması, sanatkârlığın gereğidir. Mükemmellik, yürekten gelen coşkuyu somutlaştırarak elde edilir. Dahası yoktur insanoğlu için. Taklit edilmezlik, mükemmelliğin ve sanat eserinin olmazsa olmaz niteliğidir. Tanrı olmak değil, tanrısallık ruhunu teneffüs ederek en mükemmel olan Allah’ı keşfetme, O’na ulaşma eylemidir sanatkârlık. Sanatkâr, “Ne aldım, ne kazandım?” diye düşünmez, “Ne verdim, ne bıraktım?” derdindedir.

            Hepimiz biliriz: “Allah, evreni insan için, insanı da kendisi için yaratmıştır.” Allah, estetik gücünü, gerçek sanatkârlığını insan üzerinde göstermiştir. İnsan anatomisini, ruhunu, kısaca insan gerçeğini anlamaya çalışan bilim insanlarının, “Bunun daha ötesi yok, bu budur.” dediklerine hepimiz tanık olmuşuzdur.

            Bizim görevimiz, zafer değil, sefer. Sanatkâr olmak, aynı zamanda iyi bir insan olmaktır. Kalfalık, ustalık bize yakışmaz. Sanatkâr olma hedefi, bize verilen emaneti kıymetlendirmektir; tersi, emanete ihanettir. Aşımızın, işimizin, eşimizin sanatkârı olmak zorundayız. Yoksa niçin varız?

Niyet samimiyse eylemde zorluk ve yorgunluk olmaz. Herkese kolay gelsin.

Kadir Durgun

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here