Sığırlar Aynı Yerde Otluyorlardı

0
134

(Manzum Öykücük)

Köy çocuğuydu Nedim Çakmak.

 Yedi yaşında tanıştığı traktörle çift sürüyordu kara kuru Nedim.

Birinci Dünya Savaşı’nı unutamayan insanlar, ikincisinden korkuyorlardı.

Yokluk yıllarıydı.

Sığırlar, aynı merada otlardı o köyde.

Traktör ve makine ekipmanlarına meraklıydı Nedim.

Öğretmen okuluyla birlikte meslek lisesinin elektrik bölümünü de bitirmişti.

Lisenin elektrik-radyo kolunu kurmuştu müdür Tevfik Bey’in teşvikiyle.

On dokuz yaşında köy öğretmeni olarak ışıdı Anadolu’nun bir dağ köyünde.

O köyde de sığırlar aynı merada otlardı.

Grundig marka radyolar öğretmen maaşının tam iki buçuk katıydı o yıllarda

Milleti soymaktı, bu.

Nedim Öğretmen bir ışıktı, ses olmalıydı milleti için, duvar olmalıydı sömürgenlere karşı.

Şehirdeki hurdacılara gitti.

Kondansatör, radyonun kalbidir, bilirdi o bunu.

Hesabını yaptı, bir radyo otuz liraya mal oluyordu.

Ancak, sığırların aynı merada otladığının hesabını yapmamıştı.

Marangozluk işleri elinden gelirdi köy muhtarı İrfan’ın.

Ona bir çalışma masası yaptı muhtarlık binasında.

Öğretmen Nedim, radyonun parçalarını monte etti, en sona hoparlörü bıraktı.

Sürprizi vardı muhtara.

“Tut şu kablonun ucunu, hoparlöre değdir.” dedi. ı

Değdirdiği gibi, oyun havaları patladı,

Ankara radyosu çalıyordu.

O ülkede, Nedim Öğretmen bilmese de, sığırlar aynı yerde otluyordu.

Muhtar, radyoyu kapıp sevinçle dışarı fırladı:

“Öğretmenimiz radoyu icat etti!” diye bağırıyordu.

Köylü merakla kahveye doluştu.

“Uleen dokuz yüz gaymelik iş buymuş.” diyordu her biri.

Sığırlar aynı yerde otluyordu.

“Ben icat etmedim, imal ettim.” dese de anlatamıyordu Nedim Öğretmen.

Önce muhtara, sonra köylülere radyo yapmaya başladı.

İçi öğretmenin işiydi, kasası muhtarın.

Kimseden para almasa da köylüler onu hediyesiz bırakmıyordu.

Herkes pek mutluydu bu işten.

Sığırlar aynı yerde otluyordu.

Radyo; ses, ışık, medeniyet demekti.

Köyün Uzun Memet’i de pek sevmişti radyoyu.

Tarlaya radyosuz gitmezdi,

Ağaca asar, acans dinler, memleket havasına eşlik ederdi

Bir gün, gök gürlemesine benzeyen bir sesle irkildi.

Devriye gezen jandarma başçavuşunun kibirli sesiydi o:

-Nedir ülen bu?

-Radyo, başefendi.

-Böyle radyo mu olur, ulen?

-Öğretmenimiz icat etti.

– Neee, kaçak radyo yapmış, tut onbaşı, zabıt tut! 

Zabıt tuttular.

Sığırlar aynı yerde otlamaktadır, o köyde.

Öğretmenlerin, mebuslar gibi dokunulmazlığı vardı o yıllarda.

Jandarmaya da karakola da çağrılmazlardı.

Milli eğitim müdürü ifade alır, gerektiğinde savcılığa sevk ederdi.

Müdür Ahmet Bey, “Öğretmenimiz makama uğrasın.” diyecek kadar kibardı.

Nedim Öğretmen’le birlikte kaymakama çıktılar.

“O muhteşem mucit bu mu?” dedi kaymakam.

Suçunu yüzüne tebliğ etti.

Vergi kaçakçılığı ve izinsiz radyo imal ederek casusluk yapmıştı Öğretmen.

Hapisti, cezası.

Sığırlar aynı yerde otlamaktadır, o beldede.

Önce tekdir, sonra sürgün cezası ile kapatır kaymakam bu işi.

Soruşturma kapanmıştır, lakin yurdumun geri kalmışlık yaraları açıktır.

Bozdağlar’a gelir Nedim Öğretmen, Karakeçili burası, buradan öteye köy yok.

Köyü gezerken pabucu dama atılmış su değirmenini görür Nedim Öğretmen.

Tribünden çıkan su, çarpsa insanı parçalar.

Boşa akmaktadır, yazık.

Hiçbir köyde elektrik yoktur.

Hafta sonu gelmez Nedim Öğretmen için.

Şehre gider, derdini anlatır, bir tanıdığına.

Gerekli parçaları birlikte toplarlar sanayiden.

Alternatör, kolektör kondüktör, kayış ve diğerleri …

Birkaç günde montaj tamamlanır.

Köy kahvesine, okula, camiye, köy meydanına kablolar çekilir.

Açılış, akşam olmalıdır.

Suyun kapağı açılır, ortalık gündüz gibi…

Neredeyse on beş köyü aydınlatacak elektrik üretilmiştir.

Sevinç çığlıkları sarar köy semasını.

Öğretmen: “Sakın öğretmen icat etti, diye kimseye söylemeyin, başıma iş açarsınız.” tembihinde bulunur.

Çünkü o memlekette de sığırlar aynı çayırda otlamaktadır.

Sabaha kadar efeler zeybek oynar, kimisi dua eder, herkes kendi lisanınca müteşekkirdir.

Her yeniliğe karşı olan “istemezük”çüler memleketin kaderi.

İki gün sonra köyü jandarma basar.

Emir kesindir:

-Sökün bunları, yoksa fena olur”

Sökülür.

Sökülen makine değil, memleketin geleceğidir, çocukların umududur.

Nihayet anlar Nedim Öğretmen bunu.

İnekler, aynı yerde otlamaktadır.

Kasabaya iner,

“Sizin mevzuatınıza da, palavra eğitiminize de, kafanızın içine de…” diyerek istifasını verir.

Öyle ya

Bu ülkede,

“Öküz Anadolulu! Sizin milliyetçiliklekomünizm ile ne işiniz var? Milliyetçilik lâzımsa bunu biz yaparız. Komünizm gerekirse onu da biz getiririz. Sizin iki vazifeniz var: Birincisi, çiftçilik yapıp mahsul yetiştirmek. İkincisi, askere çağırdığımızda askere gelmek.” zihniyeti, şubat soğuğu gibi büzüştürmüştür mazlum halkı.

Denizlere açılır Nedim Öğretmen.

Önce telsiz ve güverte vardiya zabitliği, ardından süper tanker süvariliği…

Yıllar sonra memlekete dönen Nedim Öğretmenin ağzından şunlar dökülür:

“Gördüm ki değişen bir şey yok.”

“Sığırlar aynı yerde otlamaktadır.”

Kadir Durgun

kadir@kadirdurgun.com

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here