Öğretmenim ”Çırpınan” Karadeniz’e Şükranlarımla

0
92

Hava, hafif puslu… Rüzgâr, cildi okşar gibi… Güneş, bulutları kendine siper ederek benimle saklambaç oynuyor sanki. Sahildeyim. Ağzımda zikir, ayaklarım uygun adım ve ritmik… Kumda bıraktığım iz ve derinlikle ilgilenmiyorum. Adımlarımla dalgalar arasında bir eşgüdüm oluşturmaya çalışıyorum pürdikkat. Yol haritamı, denizin sahil kumunu öptüğü çizgi belirliyor. Ayaklarım ıslansa da olur, uzun mayom ve tişörtüm ıslanmamalı. Hesaplayamadığım bir durumla karşılaşıyorum: Karadeniz’in azgın dalgalarından biri çırpınarak gelip dizlerimi de aşarak belime kadar ıslatıyor beni. Bedenimin yarısı ıslak ve tuzlu şimdi. Ne oldu? Demek ki yol haritamı iyi okuyamadım.

Sabahın ilk saatlerinde denizin yaptığı bu şakayı hoşgörüyle karşılama mücadelesi verirken beni göz kapaklarıma kadar tebessüm ettiren bir öykücük geliyor aklıma: Dul bir kadının çok güzel bir kızı vardır. Kız bu, çok kişi taliplidir kıza. Ancak annesi, kızı için 500.000 TL mehir istemektedir. Miktardan asla taviz vermez. Kıza, bir delikanlı âşıktır. Gece gündüz çalışır tüm gücüyle, ancak 300.000 TL biriktirebilmiştir. Babası durumu görür, oğluna, “Getir bakalım şu üç yüz bini, gidip kızı isteyelim.” der. Oğlan umutsuzdur. Kızın evine varırlar. Baba, kızın annesine, “Söyleyeceklerim bitmeden sözümü kesme; kızını oğluma istiyorum, bu da mehir olarak 100.000 TL ” der, parayı bırakır. Kadının suratı asılır. Adam, söze devam eder.  “Seni de kendime istiyorum. Bu da senin mehrin 100.000TL.” der. Kızın annesinin yüzüne bir tebessüm gelir. “Allah mübarek kılsın, hayırlı olsun.” der adam ve kadın karşılıklı olarak. İşlem, tamamdır. Komşuları kadını: “Hani beş yüz binden bir kuruş inmem, diyordun?” diye sıkıştırırlar. Kadın: “Toptan satışla perakende satış fiyatı her zaman değişir.” cevabıyla mutluluğunu dillendirir. Yaşananları dikkat ve şaşkınlıkla takip eden oğlan babasına: “Öteki yüz bini ne yaptın baba?” diye sormaktan kendini alamaz. Babası: “Onu da anana verdim; ikinci evliliğime razı olması için.” der.

Ne, nasıl oldu da bütün dikkatime rağmen bedenim, yarısına kadar ıslandı; bir türlü alınamayan kız kolayca alınabildi?

Anladım ki hayat, bir strateji oyunu, taktik ve matematik, Her nesnenin, kişinin ayrı bir matematiği var. Yaptığı işin, kullandığı malzemenin matematiğini iyi bilene biz “usta” diyoruz. İşin türüne göre buna; lider, sanatçı, virtüöz, uzman gibi isimler veriyoruz.

Her dalganın boyutunu belirleyen, hızını ve şiddetini ayarlayan nedenleri bilseydim şüphesiz ıslanmayacaktım. Islanmadan bir yürüyüş için belki, dalgaların üzerinde dans ettiği arazinin yapısını, komşu dalgaların birbiriyle kesişme ihtimalini, güneşi ev hapsine alan bulutların seyehatini, birkaç kilometre ilerideki balinanın kuyruk hareketini, her devinimin ürettiği yeni bir karşı sadmeyi, denizle varlığını özdeşleştiren yosunların yoğunluğunu, soğuk dip dalgaları ile, ısınmaya başlayan yüzey suları arasındaki ısı farkını düşünmem ve bilmem gerekiyordu.

Kızın, istenen mehrin beşte biri miktara alınması da büyük bir ustalık işidir. Kararlı olmak, kişilerin tercih ve zaaflarını bilmek, meramını tam anlatabilmek, zamanı iyi kullanmak, doğacak her tepkiye karşı hazırlıklı olmak … gibi özellikler, bir ustalığın veya hedefe ulaşmanın olmazsa olmazlarıdır.

Her ilerleyiş, her başarı, menzil-i maksuda sağlıklı her varış; bir taktiktir, matematiktir. Biz, buna strateji diyoruz. Eğitim sistemimizin müfredatında strateji dersleri de yer almalıdır. Birkaç saatlik seçmeli satranç dersi veya satranç turnuvaları ile strateji öğretilmiş olmaz. Hayat başarısı için mutlaka gerekli olan bu temel kazanım, sadece savsaklanmış olur.

Strateji, usuldür, yöntemdir. “Yoluyla gitmeyi bilirsen aşılmayacak dağ, yoktur.” der atalarımız. Yol, burada “yöntem” anlamıyla kullanılmıştır. Tanışmaların dostluğa dönüşmesi, aile yönetiminin mutlulukla sürdürülmesi, mahalledeki muhtarlık görevinin huzurla ifası, öğretmenliğin etkili şekilde yapılması, bir memleketin bütün gönülleri fethederek yönetilmesi … ancak strateji ile mümkündür. Az zamanda çok iş yapmak, az zararla çok kar etmek, az emekle büyük işler başarmak isteyenler; muhakkak üstlendikleri işle ilgili bütün parametreleri bilmeli, strateji geliştirmelidir. Yoksa yapılan işin adı, havanda su dövmek olur.

Başlangıcı ve sonu olan hayatımıza ömür diyoruz. Ömrümüzü bereketlendirmek hem hakkımız hem görevimizdir. Bereketli ömrün önemini kavramak için herkesin bir yaz günü, sabahın erken saatinde Karadeniz sahilinde yürüyüş yapması gerekmez. Okumayı bilen için, hayatın her sahnesi, bir kitap.

Değerli öğretmenim “çırpınan” Karadeniz, sana şükranlarımı sunuyorum.

Kadir Durgun

kadir@kadirdurgun.com

https://youtu.be/2uYwOKawdTI

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here