“Saygı” Üzerine Tefekkür

0
1564

“Saygıda kusur etmez.” denir bizde haddini bilene. Kime, nerede, ne zaman, niçin, nasıl davranacağını bilmek ve buna göre davranış içinde olmayı gerektirir saygı. Haddini bilmek gibi, bir erdemdir “saygı” değerleri içinde bir yaşam biçimi oluşturmak. Belki de erdemli bir hayatın temel taşıdır saygı.
“Değeri, üstünlüğü, yaşlılığı, yararlılığı, kutsallığı dolayısıyla bir kimseye, bir şeye karşı dikkatli, özenli, ölçülü davranmaya sebep olan sevgi duygusu, hürmet, ihtiram” diye tanımlanır sözlüklerde saygı. Saygıda değer bilme, özen gösterme, ölçülü olma vardır. Zaten doğanın insicamında da aynı değerler dizisi yok mu?
Kişinin kendisini önemsemesi, kendisine karşı ölçülü ve bilinci davranması ile başlar saygı. Kendisini saymayanı kimse saymaz. Bir emanettir bize verilen beden, ruh, sağlık, zaman. Kardeşlik, anne, baba, tüm evren; hazlarımız, lezzet alma duygumuz, iştihamız, ulvi ve süfli bütün duygularımız. Bu emanetleri yerli yerinde kullanmaktır kendimize saygı. Bunları yersiz ve hadsiz kullanmak kendimize karşı saygı sınırların aşmak, kendimizi değersizleştirmektir. Yapı taşını yerinde kullanmaktır, eşyaya ve fıtrata saygı.
İnsan ilişkilerinin ve insani değerlerin temeli kabul edilen “saygı” günlük hayatımızda “saygılı” ve “saygısız” olmak şeklinde kullanılır. Yaşlı bir kişiye, bir devlet büyüğüne, öğretmene hürmet, kadına el kaldırmamak gibi günlük birkaç eylem saygı kavramı içinde mütalaa edilmektedir. Bunlar elbette saygı dairesinde değerlendirilir. Yaşlı kişi bir tecrübenin, öğretmen bilgeliğin, yönetici sorumluluğun, kadın üretimin ve üretkenliğin sembolü olduğu için saygıyı hak etmektedir. Ancak saygıyı bunlarla sınırlamak, saygıya haksızlık etmektir. Saygı, her şeye “hikmet” perspektifinden bakmaktır; canlıya, cansıza sebep-sonuç ilişkisiyle yaklaşmaktır, muamele yapmaktır. Yine “saygısız” insan dendiğinde bu dar alan anlaşılmaktadır. Oysa anlaşılması gereken, canlı ve cansıza zulmetmemektir. Yani soyut ve somut bütün değerleri oluş hikmeti perspektifinde değerlendirmektir, bunlara bu perspektifle muamele etmektir. Bir yerde zulüm varsa saygı yoktur, saygı varsa zulüm yoktur. Saygısız kişi aynı zamanda zalim kişidir.
Saygılı olmak; bedeni soğuk ve sıcaktan, duyguları aşırı hazlardan, organları amacı ve ölçüsü dışında kullanmamayı; köpeği, kediyi fıtratı dışındaki mekânlarda yetiştirmemeyi, kadın ve erkek cinsini yaratılış amacına uygun bir eğitimle hayata hazırlamayı, tecrübesinden dolayı yaşlı kişilere değer vermeyi, emeğinden dolayı anne ve babanın kıymetini bilmeyi gerektirir. Saygılı olmak, “Sizin büyüğünüz, size hizmet edendir.” anlayışından dolayı, devlet büyüğüne, öğretmene, diğer yöneticilere hürmet etmeyi gerektirir. Bu gereklere uymayana da “saygısız” denir.
Saygı, toplumların huzurunu sağlayan temel taşlardandır. Saygı kültüründen yoksun toplumlarda, ilişkilerde bir ölçü olmayacağından kaos oluşacak, bu da huzursuzluğa yol açacaktır. Sevgiden yoksun bir büyük, küçüklerin haklarına saygı göstermezse; küçükler, büyüklerinin, kendine emek verenlerin değerini bilmezse, insanlar hayvan haklarını hafife alırsa, önüne gelen her canlıyı kesip yakarsa o iklimde ne otlar ne ağaçlar ne hayvanlar ne de insanlar huzurludur. Huzur, varlığın oluş fıtratına hürmetle başlar, devam eder.
Zor oyunu bozar. Saygı da özgür ortamların çiçeğidir. “Saygı, ancak özgürlüğün bulunduğu yerde vardır, sevgi ise özgürlüğün çocuğudur, hiçbir zaman zorbalığın çocuğu olmamıştır.” der Erich Fromm. Frederic Amiel de, “Her zaman en az katlanabildiğim şey, kutsallığın karikatürleşmesi ve saygıya tecavüz olmuştur.” der. Ona göre, hak ya da batıl ne olursa olsun, kutsallara değer vermek de saygı kapsamındadır. Saygıya tecavüz, katlanılacak bir durum değildir. Kargaşadır, huzursuzluktur, anarşidir.
William Lyon Phelps’e göre, “Efendilik için son sınav; kendisine hiçbir çıkar sağlamayacak insanlara karşı saygıda kusur etmemek”tir. Confucius’a göre, “Saygı; güvenilir görgü kuralları dikkate alınmadan yapıldığında, boş bir çabaya dönüşür.” Demek ki saygıda bir içtenlik olmalı, çıkar beklentisi olmamalı ve görgü kurallarına uyulmalıdır. Yine Confucius: “İdeal insan; özel hayatında ciddi, kendinden üstündekilere saygılı, halkla ilişkilerinde iyiliksever ve adildir.” derken saygının rol model olmaktaki önemine vurgu yapmaktadır. “Büyüklerime hürmet; vazifem ve arzumdur.” diyen Budha da saygının hem bir arzu hem bir insani vazife olduğunu belirtmektedir. “Başkalarının düşüncelerine saygı gösterin, hiç kimseye yanlış düşündüğünü söylemeyin.” diyen Dale Carnegie, kişilere hatalarını söylememenin de saygı dairesinde değerlendirilmesi gerektiğini ifade etmektedir.
Saygı ve sevgi büyüklerle küçükler arasındaki uçurumu yok eden bir köprüdür. Seven, sevilir; sayan; sayılır. Sen karşındakine ne kadar değer verirsen o kadar değer görürsün. İlahi yasa, bunu gerektirmektedir. Etki-tepki yasası bu. “Oğul, ananı, atanı say! Bereket büyüklerle beraberliktedir.” der Osmanlı devletinin kurucusu Osman Gazi. Birlik ve beraberlik, dirlik demektir. Dirlik, huzur demektir. Bütün bunların ana kucağı da saygıdır, hürmettir.
Saygısızlık; değerbilmezliktir, nankörlüktür. Bir varlık, niçin saygıyı hak eder? Saygının temelinde kan vardır, gözyaşı vardır, ter vardır. Biz bunlara emek diyoruz, içtenlik diyoruz, fedakârlık diyoruz. Bir kişi ki bunların tamamını veya bir kısmını yerine getirmiş, o kişi saygıyı hak etmiştir. O kişinin birikiminden, sermayesinden faydalandığı halde ona saygı göstermemek, göstermeyenlerin nankörlüğüdür. Nankör insan, Allah tarafından bile aşağılanmıştır. Saygıyı oluşturan değerleri önemsemeyen bireylerle şekillenen bir toplum da toplum değil, güruhtur, yığındır. O kalabalığa ancak “tefessüh etmiş bir toplum” denebilir. Değerlerini yitirmiş, ülküsünü unutmuş insan yığını, yüksek değerler etrafında kenetlenmiş başka milletlerin yemi olmaktan kurtulamayacaktır. Saygı, bu yönüyle insan yığınlarını toplum, içtimai bir heyet veya millet haline getiren yüksek bir bilinçtir, değerlerin anasıdır.
Kubbede kalan sedanın “hoş” olmasını istiyorsak, “saygıda kusur” etmemeliyiz.
Kadir Durgun

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here