Seçim, Geçim, Meçim

0
803

 

Hayat, insanlar, olaylar; tamamı, misket oyunu. İnsanı ne çok yoruyor hayat senfonisinin güftesi idrak edilmemiş bestesi. Yaşamak, yaşadığını göstermek adına, bunların hepsi üretilmiş meşguliyetler. Sonuç, bir şeyi kazanmanın mutluluğu veya bir şeyi kaybetmenin hüznü. Her bir fiilin adı var: Oyun, dinleti, seçim…

Yapılan işin adı, seçim. Sonuç kimisi için geçim, kimisi için meçim. Seçimi bir geçim eylemi olarak görenler, ne kadar manasız bir ömür tüketiyorlar? Yazık. Tek sermayeleri olan zamanın tükendiğini gördüklerinde “Eyvah, biz ne yapmışız?” diyecekler. “Meçim” ne demek? Hiçbir anlamı yok. “Meçim” anlamsızlık demek. Güngörmüş, olgun bir insan, misket oynayan çocuklara hangi gözle bakar, onların kazanma sevinçleri, kaybetme hüzünleri hakkında ne düşünür? Seçim denen heyecan süreci, öncesi ve sonucuyla çocukların misket oyunlarından farklı değil. Siyasiler, gazeteciler ve bir yığın güruh için tek konu, artan veya azalan oylar. Kazanmanın veya kaybetmenin ölçüsü ne? Nedir gerçek kazanç ya da kayıp olan? Kim kazandı, kim kaybetti? Saha düz, misket yuvarlak. Zekâ gelişimini tamamlamamış çocukların oyunda kazandıkları miskete sevinmeleri veya kaybetmeleri gibi. Hele seçim sonucunda yapılan kutlamaların, ne farkı var misket kazanan çocuğun kontrolsüzce attığı çığlıktan?

Adı seçim olan bu oyunda kaybeden gerçekten kaybetti mi, kazanan gerçekten kazandı mı? Bunda ölçü ne? Şimdilik, elden kaçan veya elde edilen oylar. Ne kadar maddeci bir yaklaşım, değil mi?

Kazanmak bu değildir. Kazanmak, vicdan denen mahkemede beraat etmektir. Bu mahkemede sana sorulacak sorular bellidir:  Niçin yola çıktın, insanlara verdiğin sözün tamamını gerçekleştirebildin mi, hangi misyonla hareket ettin? Akıl, inanç, nefis üçleminde hangisinin üzerine oturdun? Tatil mi yaptın, tarih mi yaptın? Medeniyet inşasında hangi ölçüyü gözettin? Öncüsü olduğun insanların yükünü mü aldın, onlara yük mü oldun?

Bu sorulara veya değer merkezine insanı ve onu Yaratan’ı koyan sorulara verilecek cevaplar, kazananı da kaybedeni de bize tarihin ve vicdanların acımasız yargıçlığında söyleyecektir.

Türk ve dünya siyasi tarihine baktığımızda,  gerçek anlamda kazanan ve kaybedenlerle ilgili pek çok örnek görebiliriz. Fırtına gibi kazananların inşa yerine yıkım yaptıkları için zamanla kaybedenler, kaybetmiş görünenlerin ise değerler inşa ettikleri için kazananlar sınıfında yer aldıklarını  tarihten öğreniyoruz. Bir siyasi parti ve onun lideri, hiçbir kişi veya kitleye yaşama sevinci vermemiş, özgürleşme adına Allah’tan başkasına kul olmama bilinci aşılamamış bir medeniyeti tesis etmemişse o neyi kazanmıştır, neyin zaferini kutlamıştır?

Her kazanç bir kayba, her sevinç bir hüzne gebedir. Bunun tersi de bu hayatın gerçeğidir. Bir dostum demişti: “Namaz camiden çıkınca, oruç Ramazan bitince, hac Hicaz’dan dönünce, seçim oylar sayılıp bitince başlar.”

Kazanan da kaybeden de yok. Şimdi, kalıcı işler yapmanın, insan merkezli bir medeniyet inşa etmenin zamanı. Bunu, kim yaparsa o kazanmış olacaktır. Benim aklım, vicdanım ve tarih böyle söylüyor. Haydi, kolay gelsin.

 

Kadir DURGUN

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here