SİYASETTE KİRLİ DİL 

0
634

Bu toplumda herkesin çok rahat konuştuğu alan, din. Bakıyorum herkes müftü.

Bırakın sünnetle hadis arasındaki farkı bilmek, ayetle hadis arasındaki farkı bilmeyenler bile işlerine geldiği gibi fetva veriyor, yorum yapıyor.

Diğer bir sıkıntı da şu: Kendimizi ayet ya da hadislere uydurmak yerine, ayet veya hadisleri kendimize uyduruyoruz. Kendiliğinden uydurma bir din ortaya çıkıyor.

Şu ayet ibretlik, tam bir paradigma: Hucurat sûresnin 13. ayetinde Cenab-ı  Allah, “Ey iman edenler, zannın (şüpheli şeylerin) çoğundan  kaçınınız. Bazı şüpheli şeyler var ki onda günah vardır. Tecessüs (gereksiz merak) etmeyiniz.  Kiminiz kiminizin gıybetini yapmasın. Biriniz ölmüş kardeşinin etini yemek ister mi? İğrendiniz değil mi? Allahtan korkunuz. Şüphesiz ki (vazgeçer, tövbe ederseniz ) Allah, tövbeleri kabul edendir ve rahmet sahibidir.”

               Bu ilahi emri kim bilir kaç defa okuduk, peki anladık mı? İdrak edilmeyen, uygulanmayan emir, zaittir, kayıptır. Buna hakkımız var mı? Kime haksızlık ediyoruz? Kiminle dalga geçiyoruz? Aklıma gelen cevabı dillendirmek istemiyorum.

               Siyaset arenası, bu ayete mugayir örneklerle dolu. Tecessüs, zan; telafisi güç yanılgıları, suç bastırmak amaçlı çirkin bir dili doğuruyor. Yukarıdan aşağıya sirayet eden bir dil oluşuyor. Dil, davranışı formatlıyor. Birbirimizi dışlayan, ötekileştiren güruh oluyoruz. Bu beni çok rahatsız ediyor,  bu ahlakın toplumsal karaktere dönüşmesi kaygısını taşıyorum.

Son zamanlarda bir de : “O aslında gizli bir hayırcı. ” söylemi çıktı. Pes doğrusu! Zannın daniskası!

HEY MİLLET,  BİR YERE GİTME, KENDİNE GEL!:

KEDİ YAVRUSUNU YEMEDEN ÖNCE ONU FARE GÖRÜRMÜŞ

 Sadece batıda değil doğuda da meşhur bir algı illizyonu vardır:

 Bir köpeği öldürmek istiyorsanız önce ona kötü bir sıfat vereceksiniz. Yani önce köpeğe “kuduz” etiketi yapıştıracaksınız. Aksi takdirde köpeği öldürdüğünüzde insanlar zavallı bir köpeği öldürdüğünüz için tepki vereceklerdir. Ama kuduz etiketini yapıştırdıktan sonra onu rahatlıkla öldürebilirsiniz. Öldürdüğünüzde ise diğerleri onları bir beladan kurtardığınız için size teşekkür edeceklerdir.

İslâm, terör ve şiddet dini; Müslümanlar da terörist algısı boşuna icad edilmedi. Zira güçlü ve derin mihraklar İslâm’ı küresel çapta azaltmaya karar vermişlerdi.”

Bu illizyonu daha da genişletebiliriz. İç siyasete bakın. Bunu yapanlar hem muhataplarına hem kendilerine hem hadimi oldukları topluma zarar veriyorlar.

Gerçeğin üstünü örtüyorlar, kelimenin temel anlamı ile “kafir” oluyorlar. “Kafir”, üstünü örten, kapatan; gizleyen demektir.

Dünyamız, bizi kuşatan çevre 360 derece. Yaşadıklarımız da bu çemberin içinde geçiyor. Bakış açımız ne kadar geniş ve gerçekçi olursa, gerçekleri o kadar kolay anlarız. Gözlükleri takıldığında at, ancak kırk beş derece görür. Onun için “At gözlüğüyle bakma.” denmiştir.

Her iki durum da, kişinin kendisine ve muhatabına yaptığı haksızlıktır, zulümdür. Kandıran, hiçbir zaman galip değildir. Onun aydınlığı, yatsıya kadardır.

Gerçeği bir nedenden dolayı değiştiren insan, kendine yalan söylemiş olur. Biliriz: “Yalan gelince, iman gider.” Bir başka ifadeyle yalanla iman bir arada bulunamaz.

Kediler meydana çıksın; yavru kedilere yazık oluyor.

Büyük baş, küçük başa hayat hakkı tanımıyor.

               HEY KAVANOZ YÜKLÜ DÜNYA, HEY!

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here