2021 Ramazanı ve Bayram Düşünceleri

0
15

Zaman, akıyor su misali. 2021 Ramazan ayını yaşadık hep beraber, şimdi bayram. Hüzünle anılacak bu dönem, bazıları için belki sevinçle. Çok şey öğrendik, ama kaybederek. Zamanı kaybettik, ömrümüzü harcadık, dostları yitirdik, kemale ermek için. Uzun ince bir yolculuk bizimkisi.

“Âsûde olam dersen eğer gelme cihana

Meydâna düşen kurtulamaz seng-i kazâdan” (1)

beytinde İlahi kaderi dillendiren Ziya Paşa’nın haklılığını teyit ettik bir kez daha. Öyle ya, gelmişiz bir kez cihana. Yapacak bir şey yok: Korona belası da bizim için, Yahudi zulmü de, Çin soykırımı da … Yaşayan, görüyor, görecek.

Adı Korona konan virüsle bir yıl önce başlayan mücadelemiz bu Ramazan döneminde daha da yoğunlaştı. Bütün dünyada olduğu gibi ülkemizde de çok insanı bu sebeple kaybettik. Gidenler gitti, arkalarında pek soru bırakarak. Korona, gerçekten insanı öldürüyor muydu yoksa insan nüfusunu azaltmak için böyle bir virüse ihtiyaç mı vardı? Bu virüs sayesinde kimler zengin olacak, kimler tamamen fakirleşecekti? İnsanlara korona cambazı seyrettirilirken birileri bitmeyen iştahıyla, zamanla anlayacağımız entrikaları mı çeviriyordu?

Ülkeler arasında bitmesini dilediğimiz güvensizliğin, bencilliğin, tamahkârlığın, maalesef, daha da arttığını gözlemledik. Dünya iyiye gitmiyor; hem beşeri hem biyolojik hem fiziki hem coğrafi olarak.

Everest’in tepesine çıkan dağcıların, o tepeyi bile çöp yığınına döndürmeleri haberini hatırlıyorum. 2007’de fok balıklarına insanların uyguladığı vahşet, unutulacak gibi değil. Kanada hükümetinin fok avı yasağını kaldırmasıyla birlikte birkaç ay içinde tam 275 bin balık itlaf edilmişti. Kürk yapmak için kullanılacak derinin kalitesi bozulmasın diye bu hayvanlar sopayla bayıltılmış, canlı canlı yüzülmüştü. İşte bencil, düzen bozucu insanoğlu bu. Yüce Allah Rûm suresi 41’de bu gerçekliği “İnsanların kendi elleriyle yaptıkları yüzünden karada ve denizde düzen bozuldu; böylece Allah, dönüş yapsınlar diye, işlediklerinin bir kısmını onlara tattırıyor.” ayetiyle insanoğlunu uyarmış. Bu uyarıyı, ancak anlamak isteyenler anlar. Görmek ve duymak istemeyen kör ve sağırlar için, söz, kifayetsiz.

İsrail’in, hayatını İslami ritüellerle biçimlendirenlerin tam bir dinginlik günleri olan Ramazan ayının son günlerinde, özellikle Kadir gecesinde mazlum Filistinlilerin üzerine bomba yağdırması, hanelerine tecavüz etmesi, mülklerini gasp etmesi, dokuzu çocuk otuz iki kişiyi şehit etmesi ve bu vahşete zihinleri işgal edilen diğer ülke liderlerinin sessiz kalması, oldukça trajik, utanılacak zaman dilimi olarak tarihin sayfalarında yer alacak. Hiçbir haklı neden yokken, uyduruk gerekçelerle Filistin bölgesine yerleştirilen Yahudilerin, günahsız Filistin halkı üzerinde estirdiği terör, insan türünün ahlaken inebileceği çukurluğun, yapabileceği pisliğin örneği olarak, maalesef bu ayda da yaşanmıştır, anlaşılan odur ki bundan sonra da Yahudiler bu dünyada var oldukça yaşanacaktır.

Dünyanın diğer tarafında Çin’in, Doğu Türkistan Müslüman Türkleri üzerinde uyguladığı soykırımı, zulmü unutmamak, insan kalmamızın gereği. Onların tek istekleri, insanca, onurluca, kimliklerini muhafaza ederek yaşamak. Oldukça masum, insani bu isteklerinin, Çin yönetimince işkence edilerek reddedilmesine, nedense, kimse ses çıkaramıyor, müdahale edemiyor.

Merhum şair Cahit Zarifoğlu’nun “Birkaç pir-i faniden gönül, birkaç çocuktan gülücük, birkaç fakirden dua almak” diye tanımladığı bayramlar geçmişin özlemi, geleceğin hayali olarak belleklerimizde kalacak gibi. Toplumda bir burukluk, ailelerde bir tedirginlik mevcut. Bu durum, içimizi karartıyor, ruhları bedbinleştiriyor. Egemenlerdeki bencillik, tamahkârlık kara bulut olmuş, şifaya muhtaç bedenlere ısı ve ışık olmak isteyen güneşimizi perdeliyor.

 Bu batıl iklim daha fazla sürmemeli. “Dua edelim.” diyenlerin duaları netice vermiyorsa, dualar değiştirilmeli. Dua, kolaycılık değildir; dua, Yaratan’a asker görevi vermek değildir. Dua, kandır, göz  yaşıdır, emektir. Dua, en azından, zalimler kadar donanımlı, cesur, uyanık, çalışkan olmaktır. Teknolojisini, yazılımını, sosyal medyasını kullandığın adamın patronu olamazsın. Dua, bilgidir, güçtür. Son Peygamber’in tembelliğin adını, dua koyanların dışlandığını bilmezden geliyoruz.

Bu bayramın duası, “Yıkılmadık, ayaktayız.” olsun. Kırgın gönüller, küslük kirini silsin. Bedenler, ayrı düşse de “duygudaşlık” oluşturulsun. Samimiyet ikliminde “tefekkür”, “sorgulama” cesaret ve dirayeti telkin edilsin. Özel ve genel konjonktürden hareketle, hesabı kolay verilecek bir dünya hayatının yol haritası çizilsin.

Bu bayramınız; ruhları ihya eden, bedenlere şifa veren,  ayrıcalıklı bir bayram olsun.

Kadir Durgun

kadir@kadirdurgun.com 

  1. (Eğer mutlu ve rahat olmak istersen bu dünyaya hiç gelme; çünkü şu hayat meydanına bir defa düşen kaza taşlarından -ıstırap verici dertlerden- kurtulamaz.)



CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here