8 Mart ve İki Teklif

0
22

Cinsler, renkler, eşya ve fikirler arasındaki farklılığın, bir zenginlik, bu zenginlikte bir hikmet olduğu düşünülmesi gerekirken, birer kavga sebebi yapılması çağımız düşünce sistematiğinin bir hastalığı olsa gerek. İyinin karşısında kötünün, gecenin karşısında gündüzün, dişinin karşısında erkeğin bulunması; bir ayettir, bir ilimdir, bir mucizedir, insan türünün kaderidir. Bunu, düşünen, sorgulayan beyinler idrak edebilir; tabii, ahlakın yüksek, niyetin samimi, tefekkürün derin, yöntemin doğru olması şartıyla.

İnsanlar meşgul olsun, oyalansın; hatta biraz da kavga etsinler diye ortaya konan oyuncaklardan, ilan edilen günlerden biri de 8 Mart. Adı, Emekçi Kadınlar Günü. Son zamanlarda adını değiştirdiklerini görüyorum: Dünya Kadınlar Günü.

Ne yapılıyor bu günlerde? Sanki değersizmiş gibi, kadının değeri daha yüksek sesle ifade ediliyor, kadınlar kendini ispatlama, erkekler kadınlara karşı şirinlik yapma yarışına giriyor. Kanunlar hatırlatılıyor, kadına karşı şiddet ve kadın mağduriyetiyle ilgili haberler bolca, ajite edilerek veriliyor, siyasiler oy devşiriyor, kapitalist düzenin egemenleri de bir şekilde keselerini şişiriyor. Daha da ileriye gidilerek, cinsiyetçilik perspektifiyle, erkeklerin canavar ruhlu yaratıklar olduğu tezi işleniyor; cesaret bulan cüretkârlar, evliliğin ve aile kurumunun gereksizliğini, karşıt cinslerin kuralsız birliktelik özgürlüğüne kimsenin müdahale etme hakkının olmadığını haykırabiliyor.

Ortada, kadınlara karşı yapılan bir haksızlık ya da zulüm denecek sorun varsa, bu konu ortaya böyle konmaz ve böyle tartışılmaz. Usul olmayınca vusul gerçekleşmiyor. Zulüm, şiddet, haksızlık; cinsiyet temelli bir sorun değil, ahlak temelli bir sorundur; insani değerlerin düşüklüğünün, inanç yapısının çürüklüğünün, dünyevileşme ihtirasının yüksekliğinin, bencilliğin, sadistliğin, megalomanlığın hayat tarzı haline gelmesinin ürünüdür.

Şiddete maruz kalanlar sadece kadınlar değildir. Bu toplumda çocuklar, yaşlılar, meramını anlatamayanlar, sistemin ötekileştirdiği herkes, bir nedenle, şiddete uğramaktadır. Şiddet, insani değerlerden yoksun, ahlakı düşük insanların egemen olduğu toplumlarda genel bir olgudur. Cinsiyet temelli bir şiddeti gündemde tutmak, şiddeti daha da körükler, cinsiyetçiliği doğurur. Cinsiyetlerin karşıtlığı ve çatışması, kazanılması gereken hakkaniyet mücadelesi ve hedefinden bizi uzağa düşürür, mahrum bırakır. Sorunların hallindeki zaman, zemin, perspektif ve yöntem yanlışlığı, haklıyken haksız duruma düşülmesi sonucunu doğurur.

Asla, kadınlara yönelik şiddetin meşruluğunu savunuyor değilim. Yaşadığımız evrende, gücü yetenin, gücü yetmeyene şiddet uyguladığı genel doğrudur. Kadınlar da gücü yettiğine şiddet uygulayabilmektedir. Çöpe atılan ceninler, cami veya duvar diplerine bırakılan yeni doğmuş çocuklar hangi duygunun eseridir? Ağlayan çocuğu susturmak için kullanılan insanlık dışı yöntemler, neyle izah edilebilir? Kıskançlık histerisine tutulan kadınların, intikam duygusuyla kocalarına karşı sergiledikleri tavırlar veya onları cezalandırma yöntemleri, hangi ahlaki ilkeye uyar?

Kadını Allah yaratmıştır, erkeği de yaratmıştır. Allah, hayvanı da yaratmıştır, bitkiyi de yaratmıştır. Her biri can taşır, değerlidir. Her canlı birbirine lazımdır. Hiçbiri, bir diğerinden daha değerli ya da değersiz değildir. Kimse, kimseye şiddet uygulayamaz, zulmedemez. Bir türün ya da cinsin, haklarını ön plana çıkararak, diğer cinse karşı haksızlık yapması da bir şiddettir, zulümdür. Bu sokak, çıkmaz sokaktır. Yapılması gereken, her tür ve cinse karşı değerbilir olmaktır, şiddete karşı olmaktır. Kadınlar Günü’ne karşı değilim; teklifim, kadirşinaslık veya değerbilirlik adına bugünün “Dünya Kadirşinaslık Günü” adıyla bir basamak yukarıya taşınmasıdır veya bu isimle yeni bir günün ilan edilmesidir.

“Pişmiş aşa, su katılmaz.” sözü, genel bir ilkeyi ifade eder. Alışverişlerde de başlamış bir sürece müdahale etmek, fesat karıştırmak, ticari ahlaksızlıktır. Bu tip davranışların, bir şekilde müeyyidesi kanunlarda mevcuttur. Bizim kültürümüzde söz bölünmez, ticaret bozulmaz, istenen kızın fikri çelinmez, aşka ihanet edilmez.

Ailelerin dağılmasında, özellikle kadına yönelik şiddette aile birlikteliğine fesat karıştırılmasının önemli bir sebep olduğunu görüyorum. Mademki her türlü fesat ahlaksızlıktır, suçtur; bunun da kanunlarda bir karşılığı olmalıdır. Kurulu aileye fesat karıştıran, aile düzeninin ve huzurunun bozulmasına yol açan dışarıdan kişiler, bu davranışlarının cezasını mutlaka çekmelidirler. Çok kere aile bireyleri mağdur olmakta, ancak aileye fesat karıştıran kadın ya da erkek, işin içinden sıyrılmaktadır. Toplumsal huzurun sağlanması için, aileye fesat karıştıranların cezalandırılmasıyla ilgili yazılı yasalara acilen ihtiyaç olduğunu düşünüyorum. Kadın veya erkeğin ihanetine sebep olan, bunu körükleyen kişiler de kişiyi tacizde, haneye tecavüzde uygulanan cezalara benzer yaptırımlara uğrayacağını, yüz kızartıcı suç işediğini bilmelidir. Bu müeyyideler, hem sosyal içerikli hem ağır olmalıdır.

Her bataklık, kendi sineğini üretir ve besler. Yanlışlıklar panayırında alıcı da satıcı da birbirinden davacıdır. İlk ilikleme yanlışsa bütün düğmeler yanlış iliklenir.

Temel sorun, ahlaki ve insani eksiklik. Son söz: Önce insan ol, sonra ne olursan ol.

Kadir Durgun

kadir@kadirdurgun.com

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here