İyilik ve İyimserlik Rüzgârına Susadı Gönüller

0
107

 “Zor günler geçiriyoruz.” mu dediniz? Kendinizi boğulmuş mu hissediyorsunuz ya da tünelin ucundaki ışığı gözetleyen yolcu gibi misiniz?

Soğukta terliyor, sıcakta titriyor musunuz? Bu kötü günler ne zaman bitecek, diye haykıranlardan mısınız veya siz kötümser misiniz?

Siz, Ziya Paşa’nın “Âsûde olam dersen eğer gelme cihana /  Meydâna düşen kurtulamaz seng-i kazâdan (Eğer mutlu ve rahat olmak istersen bu dünyaya hiç gelme; çünkü şu hayat meydanına bir defa düşen kaza taşlarından -ıstırap verici dertlerden- kurtulamaz.) beytini hiç okumadınız mı, buradaki evrensel yasayı bilmiyor musunuz?

Ne kadar bağırırsanız bağırın, olacak oluyor, akacak kan damarda durmuyor.

Bir korona virüs çıkardılar, herkesi ölüm kâbusuna soktular. Teneffüs ettiğimiz iklimin adı; korku pandemisi. Sanki daha önce virüs yoktu, insanlar ölmüyordu. Dün, başka virüs vardı, ölümler bugünkünden az değildi. “Ölüm gelmiş cihane, baş ağrısı bahane.”

Kimse ölmekten azade değil, ölmeyi de arzulamaz. Ölüme neden olan sebeplere karşı tedbirli olmak, hem insani hem fıtri hem dini görevimiz. Ruh ve bedenimiz bize emanettir, onun sağlığını gözetlemek zorundayız.

Maske, mesafe, temizlik diye özetlenen tedbirler, kovid 19 hastalığı çıkmasa da sağlıklı bir hayat için gerekli değil miydi? Demek ki bunları iyi anlamak için kovid 19’a ihtiyaç varmış, sağlam ev yapmak için yıkıcı depreme ihtiyaç olduğu gibi. Ne yaparsın, bu da insanoğlunun kaderi.

Her çağın kendine özgü hastalıkları var. Şimdi kovid 19, dominant görünüyor. Yönetenler, yönetilenler, aradaki elemanlar; onun yan veya dik bakışına göre esas duruşa geçiyorlar. Daha önceki devirlerde de verem, veba gibi hastalıklar vardı. Bize düşen görev, böyle dönemlerde korku, karamsarlık üretmek değil, hayatı yaşanır hale getirmek adına iyilik, iyimserlik üretmektir.

Bir iyilik, iyimserlik hareketine acilen ihtiyaç var.  Nasıl düşünürsen öyle yaşar, nasıl yaşarsan öyle ölürsün. Bakara suresi 195’te bizi, Allah yolunda harcama yapın; kendi ellerinizle kendinizi tehlikeye atmayın. İyilik edin, kuşkusuz Allah iyilik edenleri sever.” emriyle uyarır, evrenin kurucusu.

İyilikle güzelleşiyor bütün ilişkiler, iyilikle bereketleniyor bütün uğraşlar. İyilik, varlık nedenimiz. Nedir iyilik? Başkası adına, beklentiye girmeden, harcama yapmak, yardım etmek; hiçbir şeyin yoksa tebessüm ve dua etmek. İyilikten kaçınmak, kendini tehlikeye atmak, ateşe kütük olmak. Allah’ın kendisini sevip sevmediğini merak edenler, ne kadar iyilik yaptıklarına baksınlar.

İyimserlik, iyilik olgusunun dinamiği. Ancak iyimser insanlar, iyilik yolculuğunun meşakkatine katlanırlar, bu yoldaki engelleri yüksünmeden aşabilirler. Her şerde hayır görmek, ne yüce feraset; tabii her hayırda da bir şer virüsünün olabileceğini unutmadan. Zifiri karanlıktaki ışığı umut etmek, dikenler arasındaki gülü koklayabilmek, istiridyenin karnındaki inciyi keşfedebilmek; bütün bu zorluklara rağmen yaşama sevincini kaybetmemektir iyimserlik.

İyilik ve iyimserlik, yumurta tavuk misali, birbirini üretir. Boy uzadıkça gölgesi de uzar. Masrafsız, bitmeyen bir enerjidir. İyimserlik, âlimleri cahillerden ayıran farktır.” Der Chilon. İyimser bir insan; geçmişin pişmanlığı, geleceğin endişesi ile yaşamaz. Pişmanlık ve endişe kurdunu öldürmüştür o zihninde. Yaşadığı zamanda dikeceği ağaçların, bir gün doğaya oksijen, insanlara gölge ve gıda olacağına emindir.  Başkalarının kendisine “sersem” demesine aldırmaz o, kötümser olup mutsuz bir sersem olmaktansa iyimser olup mutlu sersem olmaktır onun tercihi.

İyimserliğin karşıtı, kötümserliktir. Her olay ve olguda mutlaka bir kötü tarafın, kötülüğün olduğunu düşünmek, bu düşüncenin esiri olmaktır, kötümserlik. Ruh ve düşünce obezliğidir o. İyimserlik, bedendeki kanat; kötümserlik, ifrazattır.  Rabb’imiz, Yusuf suresi 87’de Allah’ın rahmetinden ümit kesmeyin. Çünkü kâfirler topluluğundan başkası Allah’ın rahmetinden ümidini kesmez.” diye uyarır bizi. Ümit kesmemek, imanın gereğidir; ümit, rahmettir. Zan üzerine yaşar, kötümserler. Her şey kötüdür ve kötü olacaktır. Ne kaldırılmaz yük, ne çekilmez çiledir, kim bilir, kötümserlik? Kurgularını gerçek zannederek girdikleri yoldaki kuyulara düşerler de gene vazgeçmezler bu huylarından veya huysuzluklarından. Hucurat suresi 12. ayetteki “Ey iman edenler! Zannın birçoğundan sakının. Çünkü zannın bir kısmı günahtır.”  kesin ve keskin hatırlatmasına rağmen bundan vazgeçmezlerse iflah olmaz müflis denebilir onlara.

Dün, dündü; bugün, bugündür; yarın, yarında yaşayanların olacaktır. Her dönemin kendine göre iyilikleri kötülükleri, güzellikleri çirkinlikleri, acıları tatlıları, sıkıntıları rahatlıkları vardı, vardır, var olacaktır. Önemli olan bizim konumumuzdur, durduğumuz yerdir. Evren dairesinin ekseninde ne veya kim var? Bu dairedeki yol haritamızı kim çizdi? Geldiğimiz yer belli, yaşadığımız yer belli, gideceğimiz yer belli. Eksene, evrenin sahibini yerleştirir, O’nun bizim için çizdiği yol haritasından ayrılmaz, yasalarına uyarsanız her zaman kazananlardan olursunuz. Hangi dönem ve mekânda yaşadığınızın hiç önemi yok. O’nun “ipine sarılanlar”, kendilerini, korona adlı prangayla ayakları bağlanan esir olmaktan kurtaracak, engin denizlere, bitimsiz ufuklara açılan yelkenli gemilerin güvertesindeki kaptan kadar özgür hissedeceklerdir.

Bir gün, bedenimiz toprağa inecek, sedamız gök kubbeye yükselecek. Önemli olan, “gök kubbede hoş bir seda bırakmak değil mi?

Kadir Durgun

kadir@kadirdurgun.com

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here