Kapana Girdiğimizin Farkında mıyız?

0
49

Birlikte olmaktan sıkılmıştık, fazla geliyorduk birbirimize. Zamanı ve mekanı paylaşma sebebi olan bayramlarımızda bile birbirimizden kaçıyor, tatil beldelerinde akrabalarımızdan uzak kalmanın özgürlüğünü yaşıyorduk. Birbirine bakarak hayat bulan gönüller küçüldüğü için geniş evlerimizde misafirlerimi ağırlamaz, hatıralarımızı yâd etmez olmuştuk.

Düğün, cenaze işleri bir şekilde geçiştirilmeliydi. Ya geçerken uğranılır düğüne, ya musalla taşından uğurlanırdı cenaze. Öyle ya güler yüzümüze hasret anne ve babamızla, bizde emeği olan dayı ve teyzemizle, aynı hatıralarla büyüdüğümüz arkadaş ve dostumuzla geçirilecek vakit, bir zaman kaybıydı.

Değerli yalnızlık diye bir söylem geliştirmiştik, saygılı birliktelik yerine. “At binenin, kılıç kuşananın.” diyerek kendimize kontrolsüz hız vermiş, gaspçılığı meşrulaştırmıştık. “Bal tutan parmağını yalar.” diyerek kazanma iştahının esiri olmuş, hırsızlığı mübahlaştırmıştık. “Devlet malı deniz, yemeyen domuz.” diyerek yemeyenlere enayi gözüyle bakmıştık. “Kol kırılır; yen içinde kalır” diyerek her türlü pisliği yapanları gizleyip onlara yataklık yapmıştık. Baktık ki kurduğumuz sistem bizi biz olmaktan çıkardı, fıtratımızı kirletti; huzuru başka yanlış vadilerde, insani olmayan formüllerde aradık.

Dünyevileştik, bencilleştik, değerbilmez olduk. “Kendine gel.” uyarısı yerine “Bize gel.” daveti yaptık; gelenleri de iğdiş ettik. “Veren el, alan elden değerlidir.” öğretisi yerine alma uyanıklığını tercih ettik. “Ne verirsen elinle, o gelir seninle.” parolasına rağmen vermekten, paylaşmaktan kaçındık. Egosantrik bir hayatın ilahı olduk.

Bize imtihan olarak verilen hayatı, fani olduğu bildirilen dünyayı cehenneme çevirmiş, emanet olarak verilen eşyanın kulu olmuştuk. Arkasından gelecek tehlikenin fare kadar farkında olmamıştık. Ev sahibinin kapan kurduğun gören fare bunu gider tavuğa haber verir. Gıdaklamaya ara veren tavuk “İyi ama senin için bir sorun olsa da bunun beni ilgilendiren bir tarafı yok, sen düşün bunu.” der fareye. Tavuktan yüz bulamayan fare bahçedeki koyunun kapısını çalar. Koyun da: “Üzgünüm fare kardeş, yapabileceğim bir şey yok, senin için dua edeceğim.” der ve fareye yolu gösterir. Bu defa ahırdaki öküze yönelir fare: “Evde kapan var, kapan var.” diye bağırır. Öküz, “Vov, senin için üzüldüm, burnumu sokabileceğim bir şey değil.” diye savuşturur fareyi. Derdini kimseye anlatamamış vaziyette yuvasına döner biçare fare.

O akşam bir gürültü olur. Eve bir yılan girmiş, kuyruğunu kapana kaptırmıştır. Gece karanlığında durumu anlamaya çalışan kadını yılan can acısıyla ısırır ve zehirler. Evin erkeği karısını hastaneye götürür, tedavi ettirir, ancak halsiz düşen kadına bir tavuk suyu çorba yapmak aklına gelir ve tavuğu güzelce keser. Kadın bir süre iyileşmez, ziyaretine eş dost gelir. Adam, gelenlere bir şey ikram etmelidir. Koyunu keser, misafirlerini memnun eder. Günler geçer ki kadın zehrin etkisiyle ölür. Cenaze kalabalıktır, uzaktan yakından gelenler aç gönderilmemelidir. Adam, öküzü keser, konuklarını doyurur. Olan biteni deliğinden seyreden fare, şimdi bilgeliğinden dolayı sevinsin mi yaşananlardan dolayı üzülsün mü?

Bu dünyada tek değiliz, tek yaşayamayız. Yaşamamız, toplumsal; hesabımız,  bireysel. İyilik de kötülük de yankılanıyor. Okyanustaki martının kanat çırpışı, Marmara’da dalgaya dönüşebiliyor. Sorumsuzluk, bencillik, en büyük handikabımız. Son dönemdeki yaşantımız da yanlıştı, bizim için egemenlerin kurmaya çalıştığı yeni dünya düzeni de yanlış. Dünya kötülerin elinde, iyiler hala gaflet içinde.

Dijital teknoloji, insanı yalnızlaştırıyor. Yapılan her icat, bulunan her yenilik, hayatı kolaylaştırmayı gerektirirken yeni bir kötülüğün kapısını aralıyor. Nükleer denemeler, genlerle ilgili çalışmalar, uzaydaki yarışlar, hiç de insanlığın hayrına görünmüyor. Kirletilen denizler, türü sona eren canlılar, zehirlenen topraklar, bunalıma düşerek intiharı tercih eden insanlar bize çok şey anlatmalı; maalesef anlayan yok.

Yanlış formül veya yöntem fizik ve matematikte yanlış sonuca götürür. İnsanların birbirlerine düşmanlığı, yalnızlık tercihi, birbirinden kaçışı, Kovid-19 adlı belanın insanlığı esir etmesi bir sonuçsa yol ve yöntemin yanlış olduğunu düşünmek zorundayız. Kapan, içimizde, evimizde, dünyanın her yerinde. Kapanın kuruluşuna şahit olan, tehlikesini hisseden ve sonucunu gören fare kadar da mı basiretli değiliz? Maalesef, kimse üzerine alınmasın, ama her birimiz öykücükteki koyun ve öküz tavrındayız.

Yılanın zehri sebebiyle ölmek istemiyorsak, fareyi anlamak zorundayız. Her koyun kendi bacağından asılır, lakin kokusu mahalleyi sarar. Yaşanan sıkıntılar, duyma, görme yeteneğini kaybetmeyenleri uyarıyor: Hiçbir yaratılmışa düşman gibi davranmayın, onun bir emanet olduğunu bilin, varlığına şükredin.

Karanlığın koyuluğu, ışığın zayıflığındandır. Birbirimizi sevmek, rehabilite etmek zorundayız. Kaçarak değil, kucaklaşarak; ayrışarak değil, anlaşarak; alarak değil, vererek; gasp ederek değil, paylaşarak; kötülüğe ve kötülere teslim olarak değil, direnerek hem yaşayabilir hem yaşatabiliriz.

Ahiret otobüsüne hangi duraktan bineceğimiz önemli.      

Kadir Durgun

kadir@kadirdurgun.com

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here