Kendime Yazdım

0
3

                          

Olayın yaşanmışlığından emin değilim; ancak ben gerçek diye okudum. Olay, İngiltere’de geçiyor:

Fabrikaya güvenlik görevlisi diye alınan Afrikalı, her sabah patronunu büyük bir saygıyla kapıda karşılamaktadır. Afrikalı, hem kambur hem kel hem kösedir. Bu özelliklerinden dolayı patronu selamlaşmalarında söz konusu niteliklerini yüzüne karşı dillendirmektedir. “Merhaba kambur, bugün sakal tıraşın sinekkaydı olmuş, havaalanına uçak inmemiş görünüyor.” gibi laflar etmekte, güya bu şekilde şakalaşmaktadır. Kendince eğlenen patronun sözlerinden Afrikalı hoşlanmasa da sesini çıkaramamaktadır.

Günler, aylar geçer, muhatap kaldığı bu davranışları sindiremeyen Afrikalı, patronunu bıçaklayarak öldürür. Olay, İngiltere genelinde yankılanır, dava açılır, savcı Afrikalı için idam talep etmektedir. Afrikalıyı hiçbir avukat savunmak istemez.

Avukatların davayı savunmaktan kaçındığını ve Afrikalının idam talebiyle yargılandığını duyan bir Fransız avukat, mahkûmu savunmak istediğini söyler ve İngiltere’ye gider. Gün gelir, davaya başlanır. Fransız avukat şöyle başlar söze: “Sayın baş yargıç, size sayın başkanımızın sayın kraliçeye, sayın adalet bakanımızın sayın bakanınıza, Fransa’daki avukatlar adına sayın baro başkanımızın size, İngiliz yargıçlarına ve bütün İngiliz avukatlarına selam ve iyi dileklerini getirdim.” der. Aynı uzun ve saygı cümlelerini döner, mahkemenin diğer üyelerine, savcıya, maktulün birkaç avukatına hitaben tek tek söyler, devam ederken mahkeme başyargıcının “Yeter be adam!” sert uyarısıyla selam ve saygı faslını keser. İstediği ortamı yakalamanın heyecanıyla bu defa: “Bakınız, sayın yargıç ve üyeler, benim, selam ve saygı bildiren birkaç cümleciğime tahammül edemediniz, müvekkilim bu Afrikalı sizin de hoşlanmayacağınız, içinde “kel, köse ve kambur” gibi sözcüklerin yer aldığı aşağılayıcı cümleleri, maktul iyi niyetli dahi olsa, ondan her gün duyuyordu. Takdir yüce heyetinizin.” der ve yerine oturur.

İdamı istenen Afrikalı cüzi bir ceza ile idamdan kurtulur.

Afrikalıyı idama götüren ve idamdan kurtaran süreçten çıkarmamız gereken dersler var. Kendine yapılmasını istemediğin bir davranışı başkalarına yapma, usul varsa vusul vardır. Yani yöntemini bilirsen arzu ettiğin sonuca ulaşırsın.

Kibir, küçümseme, tahkir sorun üretir; kararlılık, bilgelik, inanmışlık çözüm üretir.

Her türlü değerlendirmeyi veya yargılamayı, dışa bakmadan önce kendi üzerimde yapmayı ilke edinmişimdir. Kaç kere, nerede ve ne zaman, kimlere karşı sorun olmuş veya dert üretmişimdir, kaç kere, nerede, ne zaman, niçin, kim için çözümün öncüsü veya parçası olmuşumdur?

Gördüğün yerin sınırlarını, durduğun yerin açısı belirler. Son zamanlarda kendimde ve çevremdeki insanlarda bulundukları dar alandan gördükleriyle ilgili değerlendirmeler yaptıklarını, yaptıkları bu değerlendirmelerin hem kendilerini gülünç duruma düşürdüğünü hem de önerilerinin bir çözümsüzlüğe yol açtığını, hatta olabilecek şeyleri olmaz hale getirdiklerini görüyor, buna üzülüyorum. İçinde yetiştiğimiz toplumun taşıdığı kültür, davasını güttüğümüz ideoloji, taraftarı olduğumuz siyasi anlayış, maruz kaldığımız algı bombardımanı bizde bir gözlük oluşturuyor, bu gözlükle olayları, insanları ve olguları değerlendiriyoruz. Gözlüğün üzerine bir de çıkarlarımızı, kibir ve haset gibi duygularımızı ilave ettiğimizde, kendimize haksızlık eder boyutta yargılamalar yapıyoruz, yol haritamızı çiziyor veya insanlarla ilişkilerimizi buna göre düzenliyoruz.

Dünya üç yüz altmış derece; olaylar çok boyutlu… Tahtaya 3 rakamını yazar, öğrencilerime bunun kaç olduğunu sorardım. Aynı rakamı sola çevirir tekrar yazardım. Arkasından derdim ki: “Bakınız 3 zannettiğiniz rakam bakış yönünüze göre “m”, “E”, “W” olabiliyor. Şekil aynı, onu farklı yapan bakış açınızın değişmesidir. Hayata da böyle bakınız. Doğru bildikleriniz her zaman doğru olamayabilir, yanlış bildikleriniz de her zaman yanlış olmayabilir. Empati ve hoşgörü, insan gibi yaşamanın temel ilkesi olmalı.”

Bakış açısı darlığımız ve algı eksikliğimiz yüzünden kendimize hayatı zindan ediyoruz. Evrendeki hiçbir şey değersiz değildir. Muhatabına ne kadar değer verirsen o kadar değer görürsün. Maalesef, insan, hem insanın hem eşyanın kurdu, hatta düşmanı olmuş durumda. Kabil’in, kardeşi Habil’e karşı tavrı günümüzde hem ekonomi hem siyaset arenasında tedavisi imkânsız hastalık olarak iliklerimize kadar işlemiş, bütün beyin hücrelerimizi sarmış halde. İnsan ve eşyaya karşı olan bu tavrımızın, etki-tepki yasası gereği bedelini her dakika ödüyoruz, lakin yine akıllanmıyoruz. Bu da bir imtihan türü.

Sağlıkta bir kural vardır: “Tedbir, tedaviden kolay ve ucuzdur.” “Sigarayı bırakmanın en kolay çaresi sigaraya hiç başlamamaktır.” derim hep sigara tiryakilerine. Sorunları çözmek, hakkaniyete ulaşmak usul, yöntem, metot bilmekle mümkündür. Bir gerçeği muhatabına anlatabilmek için dramatize etmek, resmetmek, empati yapmak birer usuldür. İnanmışlık, kararlılık ne kadar güçlüyse olaylardan sonuç almak da o kadar kesindir. Güzellik, hakkaniyet adına tedbir de tedavi de birer usul aracıdır. Usul yoksa vusul yoktur.

Hayat, çok katmanlı piramit. Piramidin ucundaki hedefe göre katmanları adımlıyorsun. Çıktığın katmanlar kadar değil, piramidin ucundaki hedefin kadar değerlisin. Hesabın burada!

Zaman adlı rüzgâr, bir gün hepimizi piramidin ucundan alacak, ya Cennet’te bir bahçeye götürecek ya da Cehennem’de bir çukura sürükleyecek.

Kadir DURGUN

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here