Ne Tuhaf Şey!

0
22

                    

Nasreddin Hoca bir köye gider. Köye tam girerken köpekler birleşip başlarlar havlamaya. Hoca, bakar ki iş ciddidir, saldırıya uğramak üzeredir. Şaşkın ve korku içinde… Köylüler köpeklerine sahip çıkmıyor. Çaresiz, “İş başa düştü.” deyip yerden bir taş alarak köpeklere atmak ister. Eğilir, ama taşı yerinden kımıldatamaz.. Hangi taşa el atsa hiçbirini oynatamaz. “Allah Allah” der Hoca, “Bu memlekette taşları bağlamışlar, köpekleri salmışlar. Ne tuhaf şey!…”

Sosyal medya grubundan bir komşumuz yazmış: “Geceleyin siteye geldim. Beni beş hırçın köpek karşıladı. Ne yapacağımı bilemedim. Korktum, evime giremedim. Geceyi başka bir yerdeki yakınımın yanında geçirdim.”

İnsanlar evlerine köpek yüzünden giremiyorlar. Ne tuhaf şey.

Yazılı ve görsel medyada günlerce yer alan haber. Köpekler okula giden çocuğa yolda saldırıyorlar, onu fena halde yaralıyorlar. Çocuk ve aile perişan. Köpeğin sahibi ortaya çıkmıyor. Çocuk, günlerce bu travmanın etkisi nedeniyle okula gidemiyor.

Köpekler serbest, insanlar yollarda tutsak. Ne tuhaf şey.

Birkaç gün önce, bir gezintiye çıktım. Anlamadığım bir koku hep beni takip etti. Eve döndüğümde baktım ki evin önünde köpek dışkısı… Meğer üzerine basmışım farkında olmadan.

Artık yolda da yürüyemez olduk. Ne tuhaf şey.

Bir yakınım, eve misafir kabul etmediğini, zaten misafirlerin de kendisine gelme arzusu duymadıklarını söyledi. Pek yadırgadım bu durumu. Neden, diye sorduğumda bana, evdeki beş kedinin her yeri işgal ettiğini, kedi kokularının evi sardığını, hatta evde değil yatacak oturacak bir yerinin dahi kalmadığını söyledi.

Evlerin patronları hayvanlar, hizmetçisi insanlar olmuş. Hayvanları konuk ederken insanları kendimizden uzaklaştırmışız. Ne tuhaf şey!

Adana’dan başka bir haber:  “Seyhan ilçesinde kaldırımda bisiklet süren on üç yaşındaki çocuk, sürü halinde gezen köpeklerin saldırısına uğramaktan kurtulmak için yola fırladı. Otomobilin çarpması ile ağır yaralanan çocuk, hayatını kaybetti”

Şehir eşkıyası, katil köpekler, güvenliğimizi tehdit ediyor, çocuklarımızı ve kendimizi onlardan koruyamıyoruz. Ne tuhaf şey!

Bu tuhaflık manzaraları sıradanlaştı, haberleri iyice arttı. İşin kötüsü, önceleri tepki verdiğimiz bu kedili, köpekli yaşam tarzını olağan karşılar olduk. Ne tuhaf şey!

Ahir zamanda evlerde çocukların efendi, anne ve babaların ise onlardan emir olan hizmetçiler olacağı anlatılırdı. Bu durum eğitim açısından tenkit edilirdi. Şimdi bunu geçtik, artık köpekler ve kediler hükümdar, insanlar hizmetkâr oldu. Başlar ayak, ayaklar baş. Ne tuhaf şey!

Güneşin olağan akışından saparak bir gün batıdan doğup doğudan batacağı, kıyamet alameti olarak anlatılır. Biz de bunu somut biçimiyle güneşin eksen kaymasına uğrayacağını anlıyoruz. Eksen kaymasını, mecaz anlamıyla insan-hayvan, insan-eşya ilişkilerindeki sapma, tersyüz olma şeklinde yorumlamak bana daha mantıklı gelmeye başladı. Niçin olmasın? İlişkilerdeki sapkınlık, çarpıklık, sıra dışılık; hem varlıkların doğasını bozuyor hem de toplumda huzursuzluğa yol açıyor.

Tek sorun, köpeklerin sokaklarda terör estirmesi değil. Kendini “hayvan sever” olarak tanıtan güruhun medyada ve sosyal hayatta oluşturduğu algı ayrı bir dert. Can Yücel’in, “Farkında Olmalı İnsan şiirinde  “Evinde kedi, köpek beslediği halde çocuk sahibi olmaktan korkmanın mantıksızlığını fark etmeli.” dizeleriyle tanıttığı insan tiplerinin estirdiği terör sebebiyle, bu durumdan şikâyetçi olanlar, seslerini çıkaramıyorlar, biraz cesur olanlar ise “Hayvanları aslında ben de çok severim.” diye söze ezik başlıyorlar.

Teröre yardım ve yataklık yapanlar büyük bir yüzsüzlükle şarlatanlık yapabiliyor, mağdur olanlar, mağduriyetinin mahcubiyetini duyuyor. Ne tuhaf şey!

Evrenin dengesi yasalar üzerine kurulmuştur. Fiziğin, biyolojinin, sosyolojinin yasalarına aykırı hareket edilirse bu denge bozulur, kıyamet o zaman başlar. Suyun, akışının tersine çevrilmesi, bir gün taşması demektir. Fiziğin yasalarına müdahale ederek ozonu deldik. Sosyolojinin yasalarına müdahale ederek insanlar ve toplumlar arasında güvensizlik iklimi oluşturduk. Kendi biyolojisinin gereğini yapmaktan kaçınan insanoğlu şimdi de hayvanın biyolojisiyle oynuyor, onu insana, insanı da ona düşman yapıyor. Kedinin de köpeğin de yaşayacağı, mutlu olacağı yer bellidir. Kedi fare yakaladığı zaman mutludur, evde süs hayvanı olduğu zaman değil. Köpek, çobanın yanında bulunduğu, sürüyü kurda karşı koruduğu sürece mutludur, fıtratının gereğini yapmanın huzuru içindedir. Bir köpeği eve hapsetmek, onu kısırlaştırmak, köpeğe karşı haksızlıktır. Hayvan severlerin karşı çıkması gereken yer burası olmalıdır. Köpek sadıktır, sahibine sadakatini göstermelidir; hırçındır, dağdaki çakala ya da kurda karşı hırçınlığını yaşamalıdır. Her hayvana fıtratına göre ortam hazırlamak, iş üretmek hayvan severliğin gereği, hayvan severlerin görevi olmalıdır. Her hayvanı kendi fıtratı dışı bir mecrada yaşatmak o cinse karşı saygısızlıktır, haksızlıktır, suyun akışını tersine zorlamaktır. Her kedi ve köpek terörü, anlayanlar için, aslında insanlara karşı bir başkaldırma eylemidir.

Her baş ağrısı, bir hastalık belirtisidir, der hekimler. Ağrının, baştaki yerine göre hastalık teşhisi koyan hekimler var. Hastalık da vücudun bir isyanıdır. Fizik, biyoloji, sosyoloji yasalarının egemen olduğu bünyelerde de aynı tepkileri görebiliriz. Her sıkıntı, işlerin yolunda gitmediğini haykırır anlayanlara. Salgın hastalıklar, iktisadi dengesizlikler, savaşlar; birer denge bozukluğudur, doğal yasaların ihlalidir. Saldırganlaşmak, eve ve sokağa mahkûm edilen, kısırlaştırılarak biyolojik yasası ihlal edilen köpeğin hakkıdır. İnsanlar bunu anlamıyor, ne tuhaf şey”

Tuhaflıklar dünyasındayız. Bunu yaşamak, kaderimiz. Bu yanlışlıklar iklimindeki yerimiz, duruşumuz ise, imtihanımız. Hangi olay ve olguya nasıl bakıyor, yaklaşıyor, olaylar karşısında nasıl davranıyor, ona nasıl çözümler üretiyoruz? Bizim için temel mesele bu.

Her devir, kendi sorunlarını üretir, çözümlerini de getirir. Sen neredesin?

Kadir Durgun

kadir@kdr

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here